6 Mart 2009 Cuma

Slumdog Millionaire...



Dün akşam Slumdog Millionare (Türkçesi Milyoner Varoş Köpeği) filmine gittim. Uzun zamandır izlediğim en iyi filmdi. Bence aldığı oscarları ve diğer ödülleri kesinlikle hakediyor. 2,5 saat sürmesine rağmen hiç sıkılmadım. Konusu hem fazla çalışılmamış orjinal bir konuydu hemde günceldi. Eften püften senaryolarla çekilen Amerikan filmlerinden sonra oldukça ektikeyici sahneleri vardı. Özellikle de ufaklıklara bayıldım. Bence büyüklerden daha başarılıydılar...

Yalnız tam film bitti derken, son kısımda klasik Hint filmlerindeki garip ve komik figürleriyle tüm film ekibi dans etmeye başladı. Bence o bölüm olmamalıydı. Filmin sonundaki aşıkların birleştiği duygusal sahne uçtu gitti Zaten sinema salonundan da -"Hayda bu ne şimdi" gibi sesler yükselmeye başladı. Demekki tek böyle düşünen ben değilmişim:))

4 Mart 2009 Çarşamba

Mutluluğun Resmi....


Herkesin mutlu olduğu, kendini huzurlu hissettiği bir yer vardır. Kimisi için burası mutfaktır, kimisi için ofisi, kimisi için tuvalet:)) Tabi bu durumu doğru yer, doğru zaman ve doğru kişi ilşkisi belirler. İşte benim için mutluluğun resmi;
1-Doğru mekan: Evim (Daha doğrusu salonum da pencerenin önü)
2-Doğru zaman:Pazar günü sabah 10-12 saatleri arası, güneşli ılık bir kış sabahı

Ayrıca yanımda bir bardak sıcak tavşan kanı çay, sessizlik, ve tabii ki masamda boncuklarım...

3 Mart 2009 Salı

Sevdim seni bir kere, başkasını sevemem...


İşyerinde ofun sofun bilgisayar karşısında pinekliyorum. İşler kesat. Eh malum kriz var.Güneş bulutların arasında. Bir açıyor bir yağmur yağıyor. Tam "Bu nasıl gün, nasıl akşam olacak?" derken kapı çalıyor. Açıyorum kargocu çocuk.
-Sena hanıma bir kargo var..
-??? (içimden bana kargo ile ne gelmiş olabilir ki diye geçiriyorum.)
-Kimlik alabilir miyim?
-... (Koca çantanın içinden önce cüzdanı sonra kimliği bulup veriyorum.)

Çocuk elime kargo poşetini tutuşturup gidiyor. Üzerinde Mapa Mobilya etiketi var. Allah Allah bu ne olaki derken. Birden şimşekler çakıyor. İKEAAAAAAAA.... İkea'dan bir ay önce istemiş olduğum ama geleceğini hiç ummadığım 2009 katoloğum karşımda... Güneş yavaş yavaş bulutlardan sıyrılıp parlamaya başlıyor... Birden keyfim yerine geliyor. Gidip bir bardak çay alıyorum. Hatta bir bardakta yan odadaki iş arkadaşıma getiriyorum. Eh keyfim yerinde. İkea katoloğum gelmiş, birde güneş doğmuş... Daha ne isterim.

Hemen daha önce birçok kez internetten baktığım ürünleri birde yakından katologdan inceliyorum. Birkaç hafta önce kargo ile istediğim sallanan sandalyeyi, sehpayı ve kitaplığı tekrar inceliyorum... Değiştirmeyi düşündüğüm perdelerim için alternatifler arıyorum ama maalesef görmek yeterli olmuyor. Perde için dokunmak ve kumaşın dokusunu hissetmek gerek. Bir ara İstanbul'a gidersem İkea'ya uğramayı düşünüyorum ama pek mümkün gibi gözükmüyor..

Benim kadar İkea hastası var mıdır bilmem ama pekçok Ankara'lının ah keşke buraya da açılsa dediğine şahit oldum... Ancak Tepe grubunun buna müsaade edeceğinden de şüpheliyim. Belki de şimdiye kadar burada açılamasının sebebi budur. Ama yide de dört gözle bekliyorum ve İkea yetkililerine sesleniyorum...

İKEA ANKARA'YA DA AÇILSIIIIIIIIIIN...

2 Mart 2009 Pazartesi

Fark etmek...


Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen...
Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli.
Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.

Henüz bebekken 'Dünya benim!' dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu,ölürken de aynı avuçların 'her şeyi bırakıp gidiyorum işte!' dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.

Baskın yeteneğini fark etmeli sonra.

Azrailin her an sürpriz yapabileceğini, nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan.
Hayvanarın yolda , kaldırımda , çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli..
Yaratılmışların en güzeli olduğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı..

Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.

Evinde kedi,köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.

Eşine 'seni çok seviyorum!' demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli.

Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli.

Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.
Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını ve aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli, fark etmeliyiz çok geç olmadan.....
Ömür dediğin üç gündür,dün geldi geçti yarın meçhuldür...

O halde ömür dediğin bir gündür,o da bugündür...
(Can Yücel)


Birkaç gündür içimde sebebini bilemediğim bir sıkıntı vardı. Gerçi hala geçmiş değil. Ama yinede, farkında olmak lazım yaşadığımız güzel dünyanın ve sahip olduklarımızın...

12 Ocak 2009 Pazartesi

Güneşin Hayat Veren Gücü



Bir süre önce farkettim ki benim ruh halim güneşin ışıldamasıyla doğru orantılı... Yani ne zaman ki güneş bulutlardan sıyrılıp kendini gösteriyor beni bir mutluluk ve huzur kaplıyor. Çok şanşlıyım ki hem evim hem iş yerinde odam çok iyi güneş alıyor. Her kadar yazın bu durum biraz bunaltıcı da olsa ben asla şikayetçi değilim.

Özellikle sabah güneşle uyanmayı çok seviyorum. Şu aralar bunu yalnızca pazar sabahları yapabiliyorum maalesef... Evimde güneş yatak odamdan doğuyor ve gün içinde tüm evi dolaşarak salonumdam batıyor. Dolayısıyla onu doğumundan batışına kadar izleyebiliyorum. Ben de evde olduğum zamanlar onu takip ediyorum. Yapacağım işleri toplayıp önce yatak odasına oradan salona taşıyorum.

Güneşi en çok dokunduğu renkleri daha netleştirdiği, güzelleştirdiği için seviyorum galiba. Kırmızılar, sarılar, yeşiller daha da parlıyor sanki. Özellikle yazın hafif rüzgarın dalgalandırdığı perdenin desenlerinin gölgelerinde renkler dans eder sanki. Masanın üzerindeki cam vazodan yada cam bardaktan yansıyan, oynaşan renkler nasıl neşelendirir insanı.

Bugün de güneşli hava. Dün sabah yağan lapa lapa kara rağmen muhteşem bir güneş var dışarıda. Yaz ce-ee yapmış gibi. Belki de ondan yazmak istedim bu yazıyı...
Güneşi çok seviyorum....

9 Ocak 2009 Cuma

Şamot-Ebeşuar-Barbiton...


Sevgili Pinocumun sayesinde yaklaşık 1,5 aydır seramik kursuna gidiyorum. Çamurla oynamayı küçükken de çok severdim. Ama şimdi bu kadar stres attığına gerçekten inanamıyorum. Bütün hafta heyecanla perşembe akşamını bekliyorum. İyiki başlamışım.

5 Ocak 2009 Pazartesi

7 pırıl pırıl genç


Ben çok fazla televizyon seyretmem.Daha doğrusu haberleri pek fazla seyretmem. Dolayısıyla ölen Bilkent'li gençlerden biraz geç haberim oldu. Ama duyduğumdan beri aklımdan çıkmıyor.O kadar üzüldüm ki anlatamam. Onların yerine koydum kendimi. Sabaha o evden çıkayamacaklarını bilmeden giyinip süslenip gittiler arkadaşlarının evine. Sabaha maalesef ceset torbalarında çıktılar oradan. Ne kadar büyük ve tarifsiz bir acı. Özellikle aileleri için... Allah hepsine ayrı ayrı sabır versin... İnsan her ölüme üzülür ama böyle gepegenç hayat dolu sağlıklı insanların ani ölümlerine daha çok üzülür. Beklemezsiniz, konduramazsınız... Onun daha yaşayacağı günleri düşünürsünüz... Ben o aileleri çok iyi anlıyorum. Ben de birkaç sene önce Konya'da çöken Zümrüt apartmanında kuzenimi kaybettim. Ölümünden yarım saat önce görüştük bayramlaştık, şakalaştık, gülüştük. 1 saat sonra çöken binanın yıkıntılarında sağ çıkması için göz yaşı döktük. O da 18 yaşındaydı. Çok iyi konuşur, kendini dinletirdi. Geleceğin başbakanı sensin derdik. Hoşuna gider gülerdi. Hala sağ olsaydı nasıl nerde olurdu diye düşünüyorum.

Allah tüm genç yaşta yakınını kaybedenlere sabır versin.:(