20 Mayıs 2010 Perşembe

Gezdim Gördüm Yazdım 7: Girit




Nihayet bilgisayarımın başına oturabildim. Geleli 1 hafta oldu ama ancak kendimi toplayabildim. Ofiste yığılan işler, tatil sonrası sendromu, bir  konser, seramik gecemiz  derken yazmak için yeni fırsat bulabildim.

Anlatacak çok şey var. Neler yaptım neler. Yeni insanlarla tanıştım, yüzdüm, güneşlendim, kitap okudum, bolca yemek yedim, alışveriş yaptım, dağlara tırmandım, mağaralara indim, göbek attım:)

Şimdi başlayalım anlatmaya...

7 Mayıs sabah teyzemle Atatürk Havalimanında buluştuk. Bizi davet eden firmanın yetkilileri ile birlikte uçak saatimizi beklemeye başladık. Yunanistan'daki kriz ve yaşanan gerginliklerin havaalanlarına yansımasından, uçakların geç havalanıp inişlerinde sıkıntı çıkmasından korkuyorduk ama hiç bir aksilik olmadı. Uçağımız zamanında havalandı. 70 dakika sonra Atina'daydık. Girit-Heraklion uçağımız için 2 saate yakın süremiz vardı. Havaalanında bulunan her turist gibi bizde bu süreyi duty free'lerde değerlendirmeye karar verdik. Teyzemle parfümlere bakıp fiyatları hakkında yorum yaparken yanımızdan biri türkçe olarak cevap verdi. Tanışıp sohbet etmeye başladık. Ömer aslen Filistinliymiş ve üniversiteyi Odtü'de okumuş. 5-6 yıl kadar Türkiye'de yaşamış. Sonra uluslararası bir firmanın Yunanistan ayağında çalışmaya başlamış. Orada bulunduğu süre içinde Türkiye'yi hiç unutmamış. Bize birer fincan kahve ısmarladı ve Türkiye'den, politikadan, fenerbahçeden, Ankara'dan bahsettik. O kadar özlemiş ki türkçe konuşmayı sordukça sordu. Bizde anlattıkça anlattık. Bir Filistinli ve iki Türk Atina Havaalanında yarım saate bir dünya sığdırdık.

Odamızdan deniz manzarası

Girit-Heraklion uçuşumuz yarım saat sürdü. Burası Girit'in başkenti ve en büyük şehri. Havaalanından şehire 20 dakika mesafede Hersonissos' da bulunan otelimize yerleştik. Yaz ve deniz mevzimi Girit'e çoktan gelmişti. Yol yorgunluğunu atmak için kendimi Akdeniz'in soğuk ama dinlendirici sularına bıraktım. Su Ege'nin serin denizine alışkın olanlar için bile oldukça soğuktu ama çok çok iyi geldi.


Akşam yemeğinden sonra taksilerle Hersonissos'a gittik. Burası bizim tatil yörelerimizdeki küçük şehir merkezlerinden farksızdı. Bolca cafe bar, restoran (Yunanlıların değimiyle Taverna), hediyelik eşya dükkanları ve marketler... Girit'in en önemli simgesi zeytinleri, zeytinyağı ve zeytin ağaçlarından yapılan eşyaları. Her köşe başında, her dükkanda bolca zeytinyağı ve zeytinyağı sabunlarına rastlıyorsunuz. Bir de Heraklion yakınlarında bulunan Minos Uygarlığının Knossos Sarayına ait kalıntılardan türetilen seramik ve silikon hediyelik eşyaları var. Hepsi bu kadar.



Deniz ve güneşi o kadar özlemişiz ki ertesi günde öğleden sonraya kadar sahilde oyalandık.


Akşamüstü bizi davet eden Plastika Kritis firmasının 40. yılı dolayısıyla düzenlediği toplantıya katıldık. Önce üretim tesislerini ve fabrikayı gezdik. Konuşmalardan sonra bizi oldukça kalabalık bir grupla birlikte (yaklaşık 400 kişi) yemeğe götürdüler. Yunan'lılar öğle arasında siesta yaptıklarından öğle yemeğini saat 3'de akşam yemeğini de 10'da yiyorlarmış. Bizim yemekte 10.30'da ancak başlayabildi. Aralarda bolca danslar, sirtaki ve halaylar çekildi. Yunanlılar eğlenmeyi çok seviyorlar, çok rahat ve neşeli  insanlar. Özellikle bizim ev sahiplerimiz çok sıcakkanlı ve güleryüzlülerdi.




Ertesi gün kahvaltıdan sonra otobüslerle güneyde bulunan Lassithi Platosunun kenarında, mitolojiye göre Zeus'un mezarı bulunan mağarayı görmeye gittik. Oldukça dik yamaçlardan, zeytin ağaçları arasından, bazen iki arabanın yan yana geçemeyeceği dar yollardan geçtik. Dağı aşar aşmaz karşımıza kocaman yemyeşil tarım alanlarıyla kaplı bir plato çıktı. Zeus'un mağarasına ulaşmadan önce dağın zirvesine yakın ve platoya nazır küçük bir kafede birer portakal suyu içtik. Yeniden tırmanmaya başladık ama bu sefer tabanvayla. Kondüsyonu yüksek, düzenli spor yapanların bile zorlandığı 30 dakikalık tırmanışımızı kan, ter içinde soluk soluğa tamamladık. Yukarıdan dağın tepesinden manzara muhteşemdi.





Mağaranın içine girince gözlerim yuvalarından fırladı. Çünkü mağaranın zeminine doğru dik ve dar merdivenlerden aşağıya inmek gerekiyordu. Benim gibi yükseklik korkusu olan insanlar için yalnız tek kenarında korkuluğu olan bu ıslak ve karanlık  merdivenler kabus gibiydi. Ama artık buraya kadar çıktıysam devamını getirmeliydim. Yavaş yavaş inmeye başladım. İndikçe mağaranın içindeki sıcaklık düşmeye, nem miktarı artmaya başladı. Ara sıra da olsa kafamı merdivenlerden ayırıp etrafa bakabiliyordum. Mağara duvarlarında ilginç sarkıt ve dikitler oluşmuştu. Mitolojiye göre Zeus'un mezarı bu garip kaya parçalarının birinin arkasındaymış. Hangisi olduğu belli olmadığından belirli bir iz yada ibare yok. Aşağıya kadar inebildiğimde biraz hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmem lazım. Mersin'de cennet cehennem mağaralarından biraz daha derin, ama görünüş itibariyle pek fazla farklılık yoktu.





Zorla indiğimiz 200 basamağı geri çıktık ve 30 dakikada tırmandığımız dik yokuşlu yolu tekrar indik. Son iniş, karşıma çıkan yılan yüzünden biraz daha hızlı oldu. Gerçi yılanı görür görmez çığlığı bastığımdan hayvan son sürat uzaklaştı. O mu yoksa ben mi daha çok korktum tartışılır:) Nihayet otobüsün yanına vardığımda, sevincimden eğilip toprağı öpesim geldi ama arkadaşlar Yunan toprağı olduğunu hatırlatınca vazgeçtim:)

Plastika Kritis yetkilileri böyle bir tırmanıştan sonra güzel bir yemek yenir diye düşünmüş olacaklar ki bizi akşam ki tüm ekiple birlikte yakınlarda bulunan bir dağ restoranına davet ettiler. Öğle yemeğinde Girit müziği ve Girit yemekleri vardı. Onlar için öğle yemeği akşam yemeği kadar önemli olduğunda önce çeşit çeşit mezeler geldi. Lor ve tulum karışımı az tuzlu ve az yağlı peynirleri sofradakiler tarafından pek beğenilmese de ben bayıldım. Özellikle ikram ettikleri keten tohumlu ekmekle beraber muhteşem gitti. Onunla birlikte sarma ve  Girit'e has el yapımı erişte geldi. Damak tadımızın bu kadar birbirine yakın olması aslında kültürlerimizin ne kadar birbirine benzediğinin göstergesi.



Bu arada 5 kişilik Girit Halk Dansları ekibi bize çok güzel gösteriler hazırlamışlar. Önce geleneksel kıyafetleri sonra mavi beyaz denizci kostümleriyle dans eden bu güler yüzlü gençleri herkes ilgiyle izledi.


Ekip gösterileri bittikten sonra masaları gezip isteyenleri halaya kaldırdı. Bizde hiç itiraz etmeden kalktık. Halay gittikçe büyüdü. Sahneye sığmayınca masalar arasında devam ettik. Tam anlamıyla uluslararası bir paylaşımdı. Türk, Yunanlı, Romen, Polonyalı, Rus, Bulgar hepimiz yanyana, Girit ezgileriyle halay çektik. Çok eğlenceliydi.


Sonra çok ilginç birşey oldu: Şirketin genel müdürü Michael eline mikrofonu aldı:
"-Şimdi Türkiye'den gelen dostlarımız için Türk ezgileri çalıyoruz ve onları da sahneye davet ediyoruz" dedi. Biz kırk yıllık dansçılar gibi başladık döktürmeye. Türkiye'yi temsil ediyoruz ya, içimizdeki Mezdeke ortaya çıktı. Ben hayatımda kardeşimin düğününde bile bu kadar göbek attığımı hatırlamıyorum. Biz kıvırdıkça izleyenler çoştu. Tüm masalar etrafımızı sardı. Herkes hararetle el çırparak yada ıslık çalarak katıldı. Finali hep beraber Türk göbek havalarıyla yaptık, süper oldu.

Ertesi gün sabah bacaklarım uzun süre yürümeyi reddetti. Dağa tırmanış, mağaraya iniş, çıkış sonra tekrar dağdan iniş ve arkasından oyun havaları, ağır bedenimi zor taşıyan ayaklarıma fazla geldi. Kahvaltıdan sonra öğlene kadar biraz daha deniz keyfi yaptık ve havaalanına doğru yola çıktık. Heraklion-Atina, 2 saat Atina Havaalanında bekleyiş, Atina- İstanbul. Gece saat 22.00 sularında İstanbul'daydık.


Tatilimiz kısa ama dolu dolu geçti. Biraz daha vaktim olsaydı Heraklion yakınlarındaki Knossos saraylarını gezmeyi çok isterdim. Hatta bir araba kiralayıp Girit'in batısında bulunan ve Türklerin Girit'e ilk yerleştikleri  Hania kentine giderdim. Bir daha ki sefere inşallah...


5 yorum:

C!lekl! k!z ♪♫ USA ♪♫ dedi ki...

cok hos bir gezi olmus anlasilan...Yeni yerler gormek ne guzel bir duygu...

sena dedi ki...

gerçekten güzel bir gezi oldu. Yeni yerler keşfetmek çok güzel bence de:))

MARİFETLİ PERİ dedi ki...

Ne güzel yerler, ne güzel gezmişsin. Şimdi vaktim yok, resimlere baktım sonra okumaya da geleceğim:)

MARİFETLİ PERİ dedi ki...

Geldim ve hepsini okudum:) Görmeyi çok istediğim yerlerden birisi. Umarım bir gün gideriz ve senin kadar eğleniriz....

sena dedi ki...

Marifetli Pericim;
Eğer gidersen haber ver sana gidilecek yerler hakkında tiyolar vereyim:)) Ama eğleneceğin garanti. Onu söyleyebilirim şimdiden:))