10 Eylül 2009 Perşembe

Gezdim Gördüm Yazdım 5: Alaçatı

Yazmayalı uzun zaman geçmiş. Çok mu yoğunum yada çok mu yorgun? Hayır. Aslında geldiğimden beri deli gibi kitap okuyorum. Okumadığım zamanın hıncını alırmış gibi okuyorum. Şimdi yeni yeni, yeniden blogumla uğraşmaya başladım. Şimdi Alaçatı seyahatimi anlatmaya başlıyorum ...

Alaçatı Çeşme'ye 10 km uzaklıkta çok sevimli bir ilçe. En önemli özellikleri bozulmamış tarihi dokusu, evleri ve rüzgar sörfü yapılan plajı. Hatta rüzgar sörfü için Avrupa'nın en uygun rüzgarına sahip. Bu sebeble özellikle yaz aylarında oldukça yoğun talep var. Otellerin gecelik fiyatları biraz yüksek, restoranlar biraz pahalı. Ama gerçekten çok özel bir yer. İnternette özellikle Alaçatı otelleri ile ilgili bolca site var. Her otel kendi tanıtımızı çok güzel yapıyor. Maille ulaşmak isterseniz oldukça hızlı cevap veriyorlar. Oteller eski taş evlerin restorasyonuyla oluşturulduğundan oda sayıları az ama her odanın kendine has özellikleri var. Eğer havuzlu bir otel isterseniz merkezin biraz dışında ve yeni yapılanları tercih etmeniz gerek. Merkezde ara sokaklarda bulunan butik otellerde yer darlığı sebebiyle havuz yok. Bizim kaldığımız otel otobüs terminaline yakın ve merkeze 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde olan Kite oteldi. "Kite" Rüzgar sörfü için kullanılan bir terimmiş. Arka bahçesinde bulunan, sabah kahvaltı, akşam yemek için kullanılan üstü kapalı kısım ve tüllerle süslenmiş geniş balkon ortadaki yüzme havuzuna açılıyordu. Sakin atmosferi ve özenli dekorasyonuyla çok sevimli bir mekandı. Akşamları tüm çiğ ışıklar sönüyor, yalnızca odaların kapı önlerinde bulunan mumlar yanıyordu.





Odaların herbiri farklı renklerde döşenmişdi. Çiçekli pastel renkli patchwork yatak örtüleri, beyaz tül sineklikler, kenar komodinlerindeki renkli mumlar, eski antika telefonlar ve banyoda bulunan zeytinyağlı kekikli sabunlar küçük ama çok özenli, iyi düşünülmüş, odalara anlam katan detaylardı. Odalarda televizyon olmaması kafa dinlemek için ideal bir ortam oluşturuyordu. Odamıza yerleştikden sonra Alaçatı akşamını yaşamak ve yemek yemek için dışarı çıktık. 10 dakikalık kısa bir yürüyüşle Alaçatı'nın en meşhur ve en kalabalık caddesinde yürümeye başladık. Burası karşılıklı küçük kafelerin, restoranların giyim mağazalarının bulunduğu dar sokakların açıldığı sevimli bir caddeydi. Ama maalesef son zamanlarda İstanbul sosyetesinin aşırı ilgisinden burası da nasibini almış. Mağazalarda satılan elbiseler kıyafetler oldukça pahalıydı. Pazarlık yoktu. Tezgahtarlar ve mağaza sahipleri çok suratsızdı. İçeri girince "niye beni rahatsız ediyorsun" der beş karış suratla karşılıyorlardı. Bir kaç mağaza haricinde durum böyleydi.



Alaçatı'da restoran ve kafe alternatifleri oldukça fazla. İster şık bir restoranda romantik bir akşam yemeği, ister atıştırmalık birer kumru, ister kebab yada hafif birer tatlı hepsi için farklı alternatif mekanlar var. Ancak ne yerseniz yiğin, yemekten sonra mutlaka İmren Kafe'de üstü dondurmalı ve sakızlı muhallebi eşliğinde Türk Kahvesi için. Sakız Alaçatı'nın simgelerinden biri. Kahveyle bu kadar güzel olabileceğini o kahveyi içmeden önce anlayamamıştım. Türk kahvesi yanında bir bardak su ve suyun içinde bir kaşık sakız ile birlikte geliyor. Kahveyi içerken sakızdan küçük parçalar almak o kadar güzel bir tad bırakıyorki ağızda anlatamam.


Kahveyi içtikten sonra yoğunlaşan kalabalıkta caddeyi bir aşağı bir yukarı turlamaya başladık.Özellikle yazın temmuz ve ağustos aylarında kafeler, barlar ve restoranlar hınca hınç insanlarla dolu oluyor. Gündüz 2 km. uzaklıktaki sörf plajında sörf yapıp güneşlenenler akşam soluğu Alaçatı'nın merkezinde alıyor. Yemek sonrası ılık İzmir havasında biraz gezinti çok iyi geldi. Kalabalık caddeden sıkılınca sokak aralarına girip biraz sessizliğin keyfini çıkarttık.



Ertesi sabah biraz fotograf çekmek için arkadaşımdan ayrılarak yalnız gezmeye başladım. Ben Alaçatı'yı en çok sabahın erken saatlerinde sevdim. Yeni uyanan ılık rüzgarlı sabah havası geceden daha güzel geldi. Sakin sokaklarda mavi beyaz ve taşın doğal renklerinin birleştiği evleri inceledim. Gece kalabalıktan yürünemeyen caddede kedilerle beraber fırından yeni çıkan kurabiye kokusunu içime çeke çeke dolaştım. Biraz ara sokaklara daldım. Ara sokaklarda henüz restore edilmemiş eski evler de vardı. Çocukluğundan beri burada oturan ama son zamanlarda gelen kalabalık turistlerden rahatsız olan beyaz saçlı toparlak yüzlü bir dişi eksik güleç nineyle sohbet ettim. Bana eski Rumlardan kalan ve ailesinin oturduğu evlerini gösterdi. Evlerin bazılarının kapılarında yapıldıkları tarihler yazılmıştı.






Alaçatı'nın merkezinde de ara sokaklarda da pek çok butik otel var. Bunlardan Taş Han ve Sakızlı Han en revaçla olanları. Haliyle oda fiyatları da diğerlerine göre biraz daha yüksek. Hepsinin cepheleri aynı dili konuşuyor sanki. Her köşede buraya has bir sürpriz, bir şirin detay, Ege'ye has bir özellik çıkıyor karşınıza. Nereye bakacağınızı, hangi birinin fotografını çekeceğinizi şaşırıyorsunuz. Burada sanki zaman duyuyor. Başka bir zaman boyutuna geçiyor insan. Gezimiz iki gün sürdü ama en kısa sürede tekrar gelmeye karar verdim.


4 yorum:

banuca dedi ki...

Fotoğraflarda çok güzel kareler yakalamışsınız. Kahve ikramı olan örtü çok güzel, duvardaki pencereye bayıldım. Masa ve sandalyeler ne kadar güzel renklendirilmiş.

sena dedi ki...

Sevgili Banuca; fotograflarda Alaçatı'nın güzelliklerini yansıtmaya çalıştım. O kadar güzel ve masalsı bir yer ki bu çekebildiklerim çekemediklerimin yanında hiç kalır:))

Ashley dedi ki...

Ne güzel yerlere gidip kalmışsın . Bi gün annem faturalar,kira,taksit,kredi borcu ve market masrafından para artırırsa bizde gidebiliriz belki ..

sena dedi ki...

İnşallah gidersiniz Ashley, çok güzel bir yer Alaçatı. Herkese tavsiye ederim.