30 Temmuz 2011 Cumartesi

Nihayet...


Sonunda yaz geldi. Fotoğraf gezisi yapamıyorum diye üzülürken ardı ardına tatillere gittim. Yeni yerler keşfettim. Yeni arkadaşlarım oldu. Mart'ta Amasra Safranbolu ile başlayan tatilim, Kaş ve Bozcaada ile devam etti. En son ve en zevkli olandan başlayayım anlatmaya...



Hep dalış yapmak isterdim ama özellikle dalış için tatilimden fedakârlık etmek gibi bir planım yoktu. Ama Bozcaada'da kaldığımız 5 günde iki kere bu zevki tattım ve artık bırakmaya niyetim yok:)


Ada'daki ikinci günümüzün sabahı...
Saat: 9.45.
Mükellef bir kahvaltı yapmışız. Kaldığımız Saklıbahçe Otel'de ablamla salıncakta sabah çayı keyfi yaparken bugün ne yapsak diye düşünüyoruz. Aklıma bir gün önce feribotla gelirken limanda gördüğüm iki gezi teknesi geliyor. Otel sahiplerinden Mustafa bey'e soruyoruz. Biraz aramadan sonra Deniz Yıldızı Turizm'e ait bir telefon getiriyor. Belli ki burada gezi teknesi işi pek yaygın değil. Tur teknesinin 10.30'da hareket edeceğini öğreniyoruz. Acele giyiniyoruz. Otel merkez dışında olduğundan taksi çağırmak gerek. Neyse ki bir gün önceden taksicinin telefonunu almıştım. Hemen arıyorum, geliyor.

Saat: 10.15... Teknedeyiz...
Erken bile gelmişiz. Bozcaada’nın meşhur rüzgarından eser yok bugün. Hava sıcak, deniz sakin. Tekne sahibi Metin Kaptan 10.00 feribotundan gelecek yolcular olduğunu söylüyor. Onları beklerken sohbet ediyoruz. Akvaryum koyunda, Tuz burnu feneri yakınında yüzme molası, öğle yemeğinde balık makarna falan filan... "Bir de isteyene Discovery dalış yaptırıyoruz!" diyor. İşte aradığım fırsat. Gözlerim parlıyor hemen. "Tamam ben katılırım" diyorum. Ablam oldum olası öyle heyecanlı işleri sevmez. "Ben izlerim sizi" diyor. Limanda teknenin çevresindeki minik balıklar atılan ekmeklerle kahvaltılarını yaparken 10 feribotu gürültüyle limana yanaşıyor. Beklediğimiz 15 kişiyi alıp yavaş yavaş açılıyoruz.


Bizden başka tekne yok. Koylar bize ayrılmış sanki. İlk yüzme molası Akvaryum koyunda. Denizin altı o kadar net görünüyor ki büyülenmemek elde değil. Suya atlayınca büyü hemen dağılıyor çünkü su inanılmaz soğuk. Isınmak için hızla kıyıya yüzüyorum. Burada akıntı daha az ve su daha ılık.



İkinci mola profesyonel dalış ekibi için.1. dünya savaşından kalma bir batığa dalan ekibi dikkatle izliyoruz. Ne kadar çok alet edevat var. Bunlarla nasıl dalıyorlar ve nasıl su yüzüne çıkıyorlar merak ediyorum. Bizim teknenin tecrübeli dalgıçları birer birer denize atlayıp kayboluyorlar.


İkinci dalış molası bizim gibi acemi dalışçılar için. Metin kaptan kayalık bir adacığın yanına demir atıyor. Discovery dalışçılar hazırlanmaya başlıyoruz. İki eğitmen dalgıcımız var. Her seferde iki kişi dalabiliyor. Mutlaka eğitmen eşliğinde ve bire bir dalmak gerekiyormuş. İlk girenleri takip ediyoruz merakla... Biri çok sevmiş, çok zevkli diyor ama diğeri korkmuş heyecanlanmış, erken çıkmak istemiş. Acaba ben nasıl hissedeceğim. Ekip acemi ve sıra uzun olunca üst katta biraz güneşleniyoruz. Sıcak basınca serin sulara bırakıyoruz kendimizi.


Nihayet..
Sıra bana geldi. Önce kalın dalış kıyafetini giymek gerek. Bedenime uygun olanı araştırılırken hem utanıyorum hem kızıyorum kendime. Keşke biraz daha kilo verebilmiş olsaydım buraya gelmeden önce. Aşağı rahat inebilmek için ağırlık kemeri takmak gerekiyormuş. 6-8 kilo yeterli diyor Metin kaptan. Yine kızarıyorum. Yeter tabii diyorum içimden, kolay batarım ben. Kıyafet tamam, sıra paletlerde. Önce patik, üstüne paleti giydiriyorlar. Tüp, BC denilen şişirilebilir yeleğe bağlanıyor. Ekipman o kadar ağır ki oturarak diyebiliyorum ancak. Maskeyi takıp maps'ı ağzıma alınca heyecan basıyor. Önceden verdikleri kısa bilgileri tamamen unutuyorum.

Denize doğru büyük bir adımla denizin içinde buluyorum kendimi. O kadar ağırlığa rağmen yeleğin içindeki hava sayesinde suyun üzerinde kalabiliyorum. Önce eğitmenimle birlikte biraz deneme yapıyoruz. Maps ağzındayken nefes alıp verme denemesi. Sorun yok.


Eğitmenim her şey normal işaretini aldıktan sonra yavaş yavaş Bs'deki havayı tahliye etmeye başlıyor. Başımın üzerinde suyun yüzeyi uzaklaşmaya başlayınca bende bir telaş peydah oluyor. Sanki boğuluyorum. Deli gibi sık sık nefes alıp vermeye başlıyorum.


Yok! Olmayacak! Ben bu işi yapamayacağım! Yükseklik korkusu gibi bir şey bu derine inme korkusu. Ya nefes alamazsam ya ağzındaki o koca şey suyun içinde çıkıverirse... Eğitmenime telaşla yukarıyı işaret ediyorum. Hemen BC'ye hava dolduruyor ve yavaş yavaş yüzeye çıkıyoruz. "Yok" diyorum "Ben yapamayacağım. Tekneye gidelim" Sonra düşünüyorum. Bu kadar insan dalabiliyor da sen mi dalamayacaksın. Hadi bi gayret, sakin ol, derin soluk al. "Bir daha deneyelim" diyorum eğitmenime.


Su altını görerek dalmaya başlıyoruz. Oradaki farklı dünyanın büyüsüne kaptırınca biraz önceki heyecanımdan eser kalmıyor. Sessiz sakin, soluksuz izlenebilecek kadar mükemmel. Üç boyutlu bir filmin içinde farklı bir gezegeni seyrediyorum sanki. Alıştığımız hiç bir şey yok. En önemlisi derin sessizlik. Dağlar ovalar farklı, bitkiler farklı. O kadar huzurlu ki bitmesin bu dalış, yukarı çıkmayalım istiyorum. Zengin bitki örtüsünün arasında kırmızı denizyıldızları ışıl ışıl parlıyor. Birini eline alıyorum. Siyah ve tombul bir balık sürüsü önümüzden geçiyor. Balıklar biraz tedirgin inceliyorlar bizi. Sonra boş verip yollarına devam ediyorlar. Yukarı çıkma vakti geldiği için yüzeye doğru palet çırpmaya başlıyoruz. Hayatımın ilk ama son olmayacak dalış macerası sona eriyor.



Tekne turunun kalan bölümünde, merkeze döndüğümüz gün akşam, otelde, yemekte ve ertesi gün durmadan bundan bahsedince Bozcaada'daki son günümüzde de tekne turuna katılmaya ve tekrar dalmaya karar veriyoruz.



Tekne ekibiyle artık kanka olduk. Metin kaptan, eşi Suna Abla, 2. kaptan Gediz'le yine beraberiz. Bu sefer dalış sırasında ilk ben varım. Yine aynı bölgede ama bu sefer Metin kaptan ile birlikte dalacağız. Şimdi daha tecrübeliyim. Elbisemi paletlerimi kendim giyiyorum. Ağırlık kemerimin takılışını BC'nin hazırlanışını daha rahat izliyorum. Suya girmek için sabırsızlanıyorum.



Büyük bir adım ve sudayım. 2. dalışını yapan tecrübeli bir dalgıç olarak!!! kayaların etrafında dolaşıyor bir mağaranın içinden geçiyoruz. Mağaranın çıkışında güneş ışınlarının oluşturduğu manzara o kadar olağanüstü ki gözlerim kamaşıyor adeta. Metin kaptan bir kaya kovuğunda dinlenen dev ıstakozu gösteriyor. Antenlerini seviyorum. Biraz daha derinlerde bir amfora keşfediyoruz. Metin kaptan bol bol fotoğrafımı çekiyor. Sonunda denizin içinde elimi sıkıp tebrik ediyor beni.

Yukarı çıkar çıkmaz "Kız sen dalgıç olmuşsun artık, çok rahatsın suyun altında, sen bu işi çok iyi yaparsın" diyor. Ağzım kulaklarımda, zevkten dört köşe tamamlıyorum ikinci turumu. Yeni dalış planları yapıyorum şimdi. Bayramdan sonra tekrar gideceğim Bozcaada’ya…

4 yorum:

ada ve deniz dedi ki...

süperdir dalış yapmak. Hele bir de ilerlet daha uzun süreli kal. Uçar gibi adeta. Malesef ben 10 yıldır yapamadım. Evlenmeden önce almıştım brovemi ama sonra çocuklar, maddiyat falan derken....

sena dedi ki...

Süpermiş hakkaten. Devam edebildiğim kadar devam etmek istiyorum. Biraz pahalı bir spor haklısın:))

GÖNÜL dedi ki...

süper resimler iyi tatiller

sena dedi ki...

hihihi teşekkürler:))