18 Kasım 2013 Pazartesi

Aliş ve Zeliş'e veda...





Bunlar minik karton arkadaşlarım Aliş ve Zeliş. Uzun zaman önce iş yerinde çok sıkıldığım bir gün elime geçen kalın not kağıtlarıyla yapmıştım onları. Önce Aliş çıktı ortaya sonra Zeliş. Geçenlerde ablamın yakın arkadaşı Figen abla geldi İzmir'den. Bayıldı onlara. İlkokul öğretmeni olarak geometrilk şekilleri çok rahat anlatabileceğini söylemişti. Giderken ona hediye etmeyi düşümdüm ama unutmuşum.

Şimdi Figen ablaya sürpriz yaparak Aliş ve Zelişi ona göndereceğim. Minik arkadaşlarımı başka minik öğrencilerin matematiği daha iyi öğrenmesi için feda ediyorum.

Hoşcakalınnn..

Görünmez kaza...

 

Bugün pazartesi ve ben şuanda evde çayım ve kurabiyemle kanepemle oturmuşum. bilgisayarım kucağında bloguma aylar hatta yıllar sonra yazı yazıyorum. Bunun sebebi ufak bir görünmez kaza... Cuma sabahı kapıdan dışarı çıktım. Baktım ki asansör bizim katta. Kaçırmayayım şunu şimdi tekrar aynı kata geç gelir dedim. Acele asansöre doğru bir depar arttım. Atmamla durmam bir oldu. Sağ baldırıma bir bıçak sağlandı sanki. Yavaş yavaş arabaya kadar zor yürüdüm. Birazdan geçer nasıl olsa dedim. Ama geçmedi. Soluğu hastanede aldım.

Meğer aşil tendonunun üst kısmındaki bağlar kopmuş. Doktor eğer futbolcu olsaydın 3 ay sahalardan uzak kalırdın dedi. Nihayetinde bir hafta rapor verdi. . Ayağımı çok zorlamamam ve bol bol dinlenmem gerekiyor. Adelenin fazla gerilmemesi için topuklu terlikle yürümem gerekiyor.

Bu hafta evdeyim. Yapmak istediğim ama fırsat bulamadığım pek çok şey vardı. Onların listesini yaptım. Başlıyorum yapmaya...

Her ne kadar ayağımı çok rahat hareket ettiremesemde bu hastalık tatilinden pek hoşlanmadığımı söyleyemeyeceğim :)

6 Kasım 2013 Çarşamba

Döndüm...


Döndüm…

Nerelerdeyim ne yapıyorum bende bilmiyorum. Geri dönüp bakınca çok gezmişim görmüşüm ama bir arpa boyu yol gidememişim gibi geliyor.

Bu sene leyleğin havadan inmediği bir yıl oldu benim için. Gezmeye fotoğrafçı arkadaşlarımla beraber  şubat ayında katıldığım bir Ilgaz turu ile başladık. Ves Turizm’in düzenlediği günü birlik bir kayak turu idi. Biz kayak yapmadık ama bol bol fotoğraf çektik. İlk pan denemelerimi burada yaptım. Daha sonra haziran ayında koromuzun Bursa turnesine katıldım. Çok uzun yıllar önce bir iki kere iş için Bursa seyahatim olmuştu. Bu seferki gezimiz arkadaşlarla olunca çok daha zevkli geçti. Konserimiz gezi direnişine destek için düzenlenen mitingle karışınca seyircimiz biraz azaldı. Ancak yine de çok keyifliydi. Bursa'yı gezmeye doyamadım. En kısa sürede tekrar gideceğim. Bir hafta sonra yine haziran ayında Kırklareli konserimiz vardı. Yol biraz uzun olunca, yolun yorucu kısmını gece almaya karar verdik ve turne yolculuğumuz gece başladı. Ertesi gün güzel kahvaltı sonrasında Edirne ve Kırklareli’ni dolaştık.  Edirne'nin camilerine ve muhteşem eserlerine hayran oldum. Kırklareli küçük küçücük bir şehir ama insanları çok sıcakkanlı ve samimi.
Temmuz ayında ramazan başlamadan hemen önce şehir şehir Karadeniz turuna çıktık.  Ves turizmden Ilgaz turunda memnun kalınca bu firmayı tercih ettik. Gerçekten çok keyifliydi. Ordu’da başlayan gezimiz bütün Karadeniz sahili boyunca Gümüşhane, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin’e kadar devam etti. Batum’a bir günlük kısa geçiş yaptık. Sümela Manastırı, Ayder yaylası, Aya Sofya Kilisesi gibi bilinen ama daha önce görmediğim yerler ile birlikte Elevit yaylası ve Yason burnu gibi hiç duymadığım ama hayran olduğum yerlere gittik. Dönüş yolunda Samsun ve Çorum'u da eklersek 6 günde 9 il dolaşmışız.  O kadar yorulmuşuz ki ramazan boyunca ancak kendimize geldik. Derken bayram geldi. Ailemle birlikte İzmir Seferihisar'a gidip biraz deniz keyfi yaptık. Yaz denizsiz olmaz derken 5 gün deniz ve güneş çok iyi geldi.
Bayramdan iki hafta sonra yine kanımız kaynamaya başladı. Doğu Karadeniz'i gördük. Orta Karadeniz'e doğru da açılmak lazım diye düşünüp yine Ves Turizm'in Sinop-Erfelelek Şelaleleri gezisine son anda yetiştik. İki günlük hafta sonu gezisiydi. Orada tanıştığımız 6 arkadaşla o kadar güzel anlaştık ve kaynaştık ki gezimiz yorucu olmasına rağmen çok eğlenceli geçti. Önce Erfelek şelalelerinin 3 tanesini gördük. Ardından  Sinop turu vardı ki şu şehrin bu kadar şirin bu kadar düzenli olabileceğini düşünmemiştim.  Dönüşte Abana ve İnebolu üzerinden Kastamonu'ya vardık ve nihayet Ankara'ya geldik.
Yok artık ben seneye kadar başka bir yere gidemem desem de 9 günlük uzun Kurban bayramı aklımı çeldi. Önce 4 gün memleketimde Konya'da ailemle birlikteydim. Bayramın ikinci günü yol arkadaşım tatil arkadaşım ablacığımla Alanya yollarına düştük. Ancak deniz bizi pek hoş karşılamadı. İlk gün güzel olan deniz ikinci gün karardı ve dalgalandı. Hava kapalı ve hatta fırtınalı olunca bizde kendimizi yine yollara vurduk. Side, Manavgat ve Alanya'nın altını üstüne getirdik. Girip çıkmadığımız yer kalmadı. Mesafeler yakın olunca rahat rahat gezdik ve tatile arabayla gittiğimize çok sevindik. Yoksa otelde mahsur kalacaktık.
Eh artık tatiller bitti, ekim geldi, kış yaklaştı derken Sinop turundan arkadaşlarımızla Yedigöller'e gitmeye karar verdik. Günübirlik turumuzda otobüsümüzün 22 kişilik mevcudunun 10 'u bizden olunca gırgır şamata boldu. Şarkılar söyledik, yedik içtik, otobüste halay çektik.  Yeşilin kahverenginin sarının  yüzlerce tonu bizi çok güzel ağırladı. Bol bol fotoğraf çektik.
Aralarda 4 kez iş ve keyif için gittiğim İstanbul seyahatlerini de sayarsam epeyce gezmişim sanırım.  Aklımı çelen yeni bir gezi güzergahı olur mu bilinmez. Yedigöller'den gelirken otobüste Ebru'yla Şile-Polonezköy, Belen'de rafting, Hattuşaş, Kapadokya gibi alternatifleri konuştuk. Bakalım önce hangisine gideceğiz.
Ama şimdilik Ankara'dayım.  

10 Ocak 2012 Salı

Beyaz Masallar


Geçen seneki 3,5 saatlik işten eve dönüş yolculuğumdan sonra bugünki kar beni çok telaşlandırdı. İşten erken çıktım. Neyse ki korktuğum olmadı. Yollar açıktı. Trafik henüz yoğunlaşmamıştı. Eve gelince kara dayanamayıp yürüyüşe çıktım. Tabii ki makinemle birlikte...

İşte birkaç fotoğraf:))









11 Aralık 2011 Pazar

Fuar'ın ardından



Aralık ayı başında çalıştığım şirketin İstanbul'da sektör fuarlarından biri vardı. Fuar standımızı ben tasarladım.  Asıl mesleğimi icra edecek bir iş olduğundan çok mutluydum. Sonunda  2 aylık yoğun bir çalışmanın ardından fuar standımız tamamlandı. Ortaya çok güzel yıllarca tekrar tekrar  kullanılabilecek çok güzel bir iş çıktı. Benim açımdan en mutluluk verici olay ise standımızın ziyaretçiler acısından ilgi çekici olmasıydı. Hem yurtiçinden hem yurtdışından gelenler tarafından bolca tebrik aldım. İnsanlar neden bu işi yapmadığımı sordular:)

İşte standımızdan birkaç fotoğraf...



 Standın can alıcı bölümü ortadaki pleksiden tasarladığım göbekti.



Fuar başlamadan bir gün önce gidip standın kuruluşunu, fuar bittikten sonra toplanışını takip ettim. Oldukça yorucu ama yararlı oldu.

Farkettim...



Geçen gün bir arkadaşım, bir kaç yıl önce yaşadığı bir olayı anlattı. Boynunda çıkan bir küçük bezenin lenf kanseri olduğunu ve hemen ameliyat olmazsa bir ay içinde öleceğini söylemiş doktorlar.  Aynı gün içinde ameliyat olmuş ve kurtulmuş. "-O günden beri yapmak istediğim hiç birşeyi yarına bırakmıyorum." dedi arkadaşım. Çok haklı. Benim de bir aylık ömrüm kalsa ne yapardım. Onunla konuştuğum günden beri düşünüyorum. Benim de yarın yaparım deyip bıraktığım ne kadar çok şey var hayatta...

Farkettim ki; ne yapmaya karar versem onu gerçekten yapmamı engelleyecek birşey çıkıyor karşıma. İlginç olanı ise çoğu zaman kendi verdiğim kararlara kendim karşı çıkıyor onu yapmamak adına saçma sapan işler icat ediyorum. Çok şey var yapmak istediğim ama bir türlü ilk adımı atamıyorum. Önce başkalarını suçluyorum ama bakıyorum ki asıl engel benmişim. Karşılaşabileceğim engellere takılıp kalıyorum ve sonra klasik olarak vazgeçiyorum. Hep başlamak için kendime bahaneler üretiyorum. Yaz gelince... Yılbaşından sonra... Şu fuar bitsin sonra... Neden şimdi değil?  Bilmiyorum...

Söylediğim şeyler anlamsız gelebilir ama yazmak istedim sadece...

Bir hikaye....


KADER

Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye..
"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.
Rüzgâr alır götürür bulutu, rüzgârın oyuncağı olur.
Rüzgâr olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı.
Rüzgâr her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
Her şey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı...

Sırtında bir acı ile uyanır....
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ..


"Amor Fati - Nietzsche "
(Kaderini sev-belki seninki en iyisidir)