hayattan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayattan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Ocak 2014 Çarşamba
Yeni yılın ilk günü...
Bugün 2014'ün ilk günü...
Gülerek, ağlayarak, sevinerek, üzülerek geçirdik 2013'ü. Şimdi yeni bir yıl başladı. Bugünün dünden, geçen yılın bir önceki yıldan ne farkı var diyebiliriz. Ama yine de insan daha güzel günleri umut ediyor. Benim de umutlarım hayallerim ve isteklerim var yeni yıldan. İnşallah hepimizi ülkemizi çok güzel günler bekliyordur. Bu sene daha az gözyaşı daha çok kahkaha olur hayatımızda. Huzurumuz ve sağlığımız bizi hiç bırakmaz. Ailemiz ve sevdiklerimiz hep yanımızda olur. Tabii biraz daha para olsa hiç fena olmaz.
Her ne kadar çalışıyor olsam da çok huzurluyum. Her şey mükemmel olmasa da bir işim ve sıcak bir evim var. Sağlığım yerinde. Ailem yanımda. Beni seven ve önemseyen arkadaşlarım dostlarım var. Daha ne olsun...
Dünyanın en mutlu insanı benim şuan...
Herkese çok güzel ve umut ettiklerine kavuşabilecekleri bir yıl dilerim.
6 Kasım 2013 Çarşamba
Döndüm...
Döndüm…
Nerelerdeyim ne yapıyorum bende bilmiyorum. Geri dönüp bakınca çok gezmişim görmüşüm ama bir arpa boyu yol gidememişim gibi geliyor.
Bu sene leyleğin havadan inmediği bir yıl oldu benim için. Gezmeye fotoğrafçı arkadaşlarımla beraber şubat ayında katıldığım bir Ilgaz turu ile başladık. Ves Turizm’in düzenlediği günü birlik bir kayak turu idi. Biz kayak yapmadık ama bol bol fotoğraf çektik. İlk pan denemelerimi burada yaptım. Daha sonra haziran ayında koromuzun Bursa turnesine katıldım. Çok uzun yıllar önce bir iki kere iş için Bursa seyahatim olmuştu. Bu seferki gezimiz arkadaşlarla olunca çok daha zevkli geçti. Konserimiz gezi direnişine destek için düzenlenen mitingle karışınca seyircimiz biraz azaldı. Ancak yine de çok keyifliydi. Bursa'yı gezmeye doyamadım. En kısa sürede tekrar gideceğim. Bir hafta sonra yine haziran ayında Kırklareli konserimiz vardı. Yol biraz uzun olunca, yolun yorucu kısmını gece almaya karar verdik ve turne yolculuğumuz gece başladı. Ertesi gün güzel kahvaltı sonrasında Edirne ve Kırklareli’ni dolaştık. Edirne'nin camilerine ve muhteşem eserlerine hayran oldum. Kırklareli küçük küçücük bir şehir ama insanları çok sıcakkanlı ve samimi.
Temmuz ayında ramazan başlamadan hemen önce şehir şehir Karadeniz turuna çıktık. Ves turizmden Ilgaz turunda memnun kalınca bu firmayı tercih ettik. Gerçekten çok keyifliydi. Ordu’da başlayan gezimiz bütün Karadeniz sahili boyunca Gümüşhane, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin’e kadar devam etti. Batum’a bir günlük kısa geçiş yaptık. Sümela Manastırı, Ayder yaylası, Aya Sofya Kilisesi gibi bilinen ama daha önce görmediğim yerler ile birlikte Elevit yaylası ve Yason burnu gibi hiç duymadığım ama hayran olduğum yerlere gittik. Dönüş yolunda Samsun ve Çorum'u da eklersek 6 günde 9 il dolaşmışız. O kadar yorulmuşuz ki ramazan boyunca ancak kendimize geldik. Derken bayram geldi. Ailemle birlikte İzmir Seferihisar'a gidip biraz deniz keyfi yaptık. Yaz denizsiz olmaz derken 5 gün deniz ve güneş çok iyi geldi.
Bayramdan iki hafta sonra yine kanımız kaynamaya başladı. Doğu Karadeniz'i gördük. Orta Karadeniz'e doğru da açılmak lazım diye düşünüp yine Ves Turizm'in Sinop-Erfelelek Şelaleleri gezisine son anda yetiştik. İki günlük hafta sonu gezisiydi. Orada tanıştığımız 6 arkadaşla o kadar güzel anlaştık ve kaynaştık ki gezimiz yorucu olmasına rağmen çok eğlenceli geçti. Önce Erfelek şelalelerinin 3 tanesini gördük. Ardından Sinop turu vardı ki şu şehrin bu kadar şirin bu kadar düzenli olabileceğini düşünmemiştim. Dönüşte Abana ve İnebolu üzerinden Kastamonu'ya vardık ve nihayet Ankara'ya geldik.
Yok artık ben seneye kadar başka bir yere gidemem desem de 9 günlük uzun Kurban bayramı aklımı çeldi. Önce 4 gün memleketimde Konya'da ailemle birlikteydim. Bayramın ikinci günü yol arkadaşım tatil arkadaşım ablacığımla Alanya yollarına düştük. Ancak deniz bizi pek hoş karşılamadı. İlk gün güzel olan deniz ikinci gün karardı ve dalgalandı. Hava kapalı ve hatta fırtınalı olunca bizde kendimizi yine yollara vurduk. Side, Manavgat ve Alanya'nın altını üstüne getirdik. Girip çıkmadığımız yer kalmadı. Mesafeler yakın olunca rahat rahat gezdik ve tatile arabayla gittiğimize çok sevindik. Yoksa otelde mahsur kalacaktık.
Eh artık tatiller bitti, ekim geldi, kış yaklaştı derken Sinop turundan arkadaşlarımızla Yedigöller'e gitmeye karar verdik. Günübirlik turumuzda otobüsümüzün 22 kişilik mevcudunun 10 'u bizden olunca gırgır şamata boldu. Şarkılar söyledik, yedik içtik, otobüste halay çektik. Yeşilin kahverenginin sarının yüzlerce tonu bizi çok güzel ağırladı. Bol bol fotoğraf çektik.
Aralarda 4 kez iş ve keyif için gittiğim İstanbul seyahatlerini de sayarsam epeyce gezmişim sanırım. Aklımı çelen yeni bir gezi güzergahı olur mu bilinmez. Yedigöller'den gelirken otobüste Ebru'yla Şile-Polonezköy, Belen'de rafting, Hattuşaş, Kapadokya gibi alternatifleri konuştuk. Bakalım önce hangisine gideceğiz.
Ama şimdilik Ankara'dayım.
10 Ocak 2012 Salı
Beyaz Masallar
Geçen seneki 3,5 saatlik işten eve dönüş yolculuğumdan sonra bugünki kar beni çok telaşlandırdı. İşten erken çıktım. Neyse ki korktuğum olmadı. Yollar açıktı. Trafik henüz yoğunlaşmamıştı. Eve gelince kara dayanamayıp yürüyüşe çıktım. Tabii ki makinemle birlikte...
İşte birkaç fotoğraf:))
11 Aralık 2011 Pazar
Farkettim...
Geçen gün bir arkadaşım, bir kaç yıl önce yaşadığı bir olayı anlattı. Boynunda çıkan bir küçük bezenin lenf kanseri olduğunu ve hemen ameliyat olmazsa bir ay içinde öleceğini söylemiş doktorlar. Aynı gün içinde ameliyat olmuş ve kurtulmuş. "-O günden beri yapmak istediğim hiç birşeyi yarına bırakmıyorum." dedi arkadaşım. Çok haklı. Benim de bir aylık ömrüm kalsa ne yapardım. Onunla konuştuğum günden beri düşünüyorum. Benim de yarın yaparım deyip bıraktığım ne kadar çok şey var hayatta...
Farkettim ki; ne yapmaya karar versem onu gerçekten yapmamı engelleyecek birşey çıkıyor karşıma. İlginç olanı ise çoğu zaman kendi verdiğim kararlara kendim karşı çıkıyor onu yapmamak adına saçma sapan işler icat ediyorum. Çok şey var yapmak istediğim ama bir türlü ilk adımı atamıyorum. Önce başkalarını suçluyorum ama bakıyorum ki asıl engel benmişim. Karşılaşabileceğim engellere takılıp kalıyorum ve sonra klasik olarak vazgeçiyorum. Hep başlamak için kendime bahaneler üretiyorum. Yaz gelince... Yılbaşından sonra... Şu fuar bitsin sonra... Neden şimdi değil? Bilmiyorum...
Söylediğim şeyler anlamsız gelebilir ama yazmak istedim sadece...
Bir hikaye....
KADER
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye..
"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.
Rüzgâr alır götürür bulutu, rüzgârın oyuncağı olur.
Rüzgâr olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı.
Rüzgâr her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
Her şey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı...
Sırtında bir acı ile uyanır....
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ..
"Amor Fati - Nietzsche "
(Kaderini sev-belki seninki en iyisidir)
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye..
"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.
Rüzgâr alır götürür bulutu, rüzgârın oyuncağı olur.
Rüzgâr olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı.
Rüzgâr her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
Her şey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı...
Sırtında bir acı ile uyanır....
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ..
"Amor Fati - Nietzsche "
(Kaderini sev-belki seninki en iyisidir)
9 Kasım 2011 Çarşamba
Yeni yine yeniden...
Öyle çok şey var ki anlatacak. Ama çok üşeniyorum yazmaya...
Hayatım, işten vakit bulabildiğim zamanlarda fotoğraf çekmekle ve gezmekle geçiyor. Yeni hobilerim var artık. Bu arada evde elişlerine devam. Hatta işleri biraz büyütme planlarım var. Hepsini sırayla anlatacağım.
Şimdilik herkese iyi bayramlar...
30 Temmuz 2011 Cumartesi
Nihayet...
Sonunda yaz geldi. Fotoğraf gezisi yapamıyorum diye üzülürken ardı ardına tatillere gittim. Yeni yerler keşfettim. Yeni arkadaşlarım oldu. Mart'ta Amasra Safranbolu ile başlayan tatilim, Kaş ve Bozcaada ile devam etti. En son ve en zevkli olandan başlayayım anlatmaya...
Hep dalış yapmak isterdim ama özellikle dalış için tatilimden fedakârlık etmek gibi bir planım yoktu. Ama Bozcaada'da kaldığımız 5 günde iki kere bu zevki tattım ve artık bırakmaya niyetim yok:)
Ada'daki ikinci günümüzün sabahı...
Saat: 9.45.
Mükellef bir kahvaltı yapmışız. Kaldığımız Saklıbahçe Otel'de ablamla salıncakta sabah çayı keyfi yaparken bugün ne yapsak diye düşünüyoruz. Aklıma bir gün önce feribotla gelirken limanda gördüğüm iki gezi teknesi geliyor. Otel sahiplerinden Mustafa bey'e soruyoruz. Biraz aramadan sonra Deniz Yıldızı Turizm'e ait bir telefon getiriyor. Belli ki burada gezi teknesi işi pek yaygın değil. Tur teknesinin 10.30'da hareket edeceğini öğreniyoruz. Acele giyiniyoruz. Otel merkez dışında olduğundan taksi çağırmak gerek. Neyse ki bir gün önceden taksicinin telefonunu almıştım. Hemen arıyorum, geliyor.
Saat: 10.15... Teknedeyiz...
Erken bile gelmişiz. Bozcaada’nın meşhur rüzgarından eser yok bugün. Hava sıcak, deniz sakin. Tekne sahibi Metin Kaptan 10.00 feribotundan gelecek yolcular olduğunu söylüyor. Onları beklerken sohbet ediyoruz. Akvaryum koyunda, Tuz burnu feneri yakınında yüzme molası, öğle yemeğinde balık makarna falan filan... "Bir de isteyene Discovery dalış yaptırıyoruz!" diyor. İşte aradığım fırsat. Gözlerim parlıyor hemen. "Tamam ben katılırım" diyorum. Ablam oldum olası öyle heyecanlı işleri sevmez. "Ben izlerim sizi" diyor. Limanda teknenin çevresindeki minik balıklar atılan ekmeklerle kahvaltılarını yaparken 10 feribotu gürültüyle limana yanaşıyor. Beklediğimiz 15 kişiyi alıp yavaş yavaş açılıyoruz.
İkinci mola profesyonel dalış ekibi için.1. dünya savaşından kalma bir batığa dalan ekibi dikkatle izliyoruz. Ne kadar çok alet edevat var. Bunlarla nasıl dalıyorlar ve nasıl su yüzüne çıkıyorlar merak ediyorum. Bizim teknenin tecrübeli dalgıçları birer birer denize atlayıp kayboluyorlar.
Nihayet..
Sıra bana geldi. Önce kalın dalış kıyafetini giymek gerek. Bedenime uygun olanı araştırılırken hem utanıyorum hem kızıyorum kendime. Keşke biraz daha kilo verebilmiş olsaydım buraya gelmeden önce. Aşağı rahat inebilmek için ağırlık kemeri takmak gerekiyormuş. 6-8 kilo yeterli diyor Metin kaptan. Yine kızarıyorum. Yeter tabii diyorum içimden, kolay batarım ben. Kıyafet tamam, sıra paletlerde. Önce patik, üstüne paleti giydiriyorlar. Tüp, BC denilen şişirilebilir yeleğe bağlanıyor. Ekipman o kadar ağır ki oturarak diyebiliyorum ancak. Maskeyi takıp maps'ı ağzıma alınca heyecan basıyor. Önceden verdikleri kısa bilgileri tamamen unutuyorum.
Denize doğru büyük bir adımla denizin içinde buluyorum kendimi. O kadar ağırlığa rağmen yeleğin içindeki hava sayesinde suyun üzerinde kalabiliyorum. Önce eğitmenimle birlikte biraz deneme yapıyoruz. Maps ağzındayken nefes alıp verme denemesi. Sorun yok.
Eğitmenim her şey normal işaretini aldıktan sonra yavaş yavaş Bs'deki havayı tahliye etmeye başlıyor. Başımın üzerinde suyun yüzeyi uzaklaşmaya başlayınca bende bir telaş peydah oluyor. Sanki boğuluyorum. Deli gibi sık sık nefes alıp vermeye başlıyorum.
Büyük bir adım ve sudayım. 2. dalışını yapan tecrübeli bir dalgıç olarak!!! kayaların etrafında dolaşıyor bir mağaranın içinden geçiyoruz. Mağaranın çıkışında güneş ışınlarının oluşturduğu manzara o kadar olağanüstü ki gözlerim kamaşıyor adeta. Metin kaptan bir kaya kovuğunda dinlenen dev ıstakozu gösteriyor. Antenlerini seviyorum. Biraz daha derinlerde bir amfora keşfediyoruz. Metin kaptan bol bol fotoğrafımı çekiyor. Sonunda denizin içinde elimi sıkıp tebrik ediyor beni.
17 Mayıs 2011 Salı
14 kilo verdiiim:))
Eveet tam 14 kilo oldu:))
Diyete ve diyetisyene başlayalı yaklaşık 6 ay oldu. İlk zamanlardaki performansımı devam ettiremesemde genel olarak durumdan memnunum. Sevinerek söyleyebilirim ki bugün itibariyle toplamda 14 kilo vermiş bulunmaktayım. Kilo vermenin sağlıkla ilgili olan faydaları yanında fiziksel ve ruhsal etkisi de çok fazla.
Öncelikle beni uzun süredir görmeyen insanların ilk tepkileri çok hoş oluyor:))
"-Sen ne kadar zayıflamışsınnn!!!" Bu kelimeleri duymanın keyfi başka... Her ne kadar kilo verdiğinizi bilsenizde başkalarından duymak çok güzel.
Haftasonu yazlıklarımı çıkarıp hepsini üşenmeden denedim. İki senedir üzerime olmayan giyemediğim elbiselerim pantolonlarım şimdi tam oluyor. Hatta bazıları bol bile geliyor.
İki gün önce Markafoni'den bir beden küçük yazlık bir elbise aldım. Şimdi hedefim onun içine girebilmek. Böyle küçük hedeflerle sonuca gitmek çok daha kolay oluyor.
Yolum uzun ana bu sefer kararlıyım. Pinomun yılbaşında hediyesinin içine girebileceğim günleri bekliyorum:)))
Resim: kaynak
6 Mayıs 2011 Cuma
Gelsin artık...
Bir halsizlik var üstümde... Hiç birşey yapmak istemiyor canım. Keşke beni hiç kaldırmasalar da haftalarca uyusam. Bahar uykusuna yatsam. Havalar ısınınca ama iyice ısınınca, güneşin bir dargın bir barışık hali geçip, yüzü bize temelli dönünce uyansam.
Balkon sezonu artık açılsa. Salıncağımı yıkayıp temizleyip minderlerini çıkarsam. Yeni saksılara yeni rengarenk çiçekler eksem. Seramik kuş evimi balkon duvarıma asıp minik misafirlerimi beklesem. Çiçek kokularıyla, baharla tazelensem yenilensem, üzerimdeki ölü toprağından eser kalmasa.
Erenköy'ün olgun dolgun kirazlarından koca bir tabak hazırlayıp yayılsam salıncağıma. Kulağımda kuş sesleri, tenimde ılık rüzgar aklımda yeni gezi planları olsa... Ve en önemlisi bunları paylaşacak biri olsa... Artık...
Çok şey mi istiyorum acaba?
9 Ocak 2011 Pazar
Trakyalı Shrek...
Tek kelimeyle süper bir filmdi.
En son ilk filmde bu kadar gülmüştüm. Ama serinin ikinci filmi çok daha iyiydi. Ata Demirer belaltı espriler olmadan da film yapılabileceğini anlamış sonunda. İlk filmde babasını arayan saf ve temiz anadolu delikanlısı (H)üseyin, bu filmde Müjgan'a açılıp evlenmeye çalışıyor.
Kesinlikle şok güzel bir filmdi. Tavsiye ederim...
2 Ocak 2011 Pazar
Yılbaşı Partisi...
Bu hafta yılbaşı yemekleri haftasıydı. Salı koro yemeğimiz, perşembe Atölye Beyaz'da seramik yerine yılbaşı partimiz vardı. Bol bol yedik içtik sohbet ettik. Yeni fırınlanan seramiklerimizi inceledik. Bende bol bol fotoğraf çektim. Tuğba ve Pino elleri boş gelmemişlerdi. Yılbaşı hediyelerimizi aldık:))
Bu da Tuğba'dan:) Çok şeker değil mi? Teşekkürler Tuğbacımm:)
Herkese mutlu yıllar diliyorum:)))
27 Aralık 2010 Pazartesi
yenidenn...
Uzun zaman olmuş böyle sakin kalmayalı. Haftalardır hep koşturmacayla geçiyor ömrüm. Bayram tatili bittiğinden beri biriken işleri tamamlamaya çalışıyorum. Ama daha birkaçını bitiremeden yenileri yığılıyor önüme. Aslında bu kadar yoğun olmasını ben istedim. Şikayetçi de değilim, hiç birinden vazgeçmeye niyetim yok. Ama haftasonuna doğru yığılıp kalıyorum. Pazartesi ve çarşamba günleri Park Sanat Merkesinde dijital fotoğrafçılık kursuna başladım. Grupanya'da fırsatı görünce kaçırmadım. Uzun zamandır böyle bir eğitim almak istiyordum. Çok iyi oldu. Hocalarımız aslında sinemacı olan karı koca çok şeker bir çift. Sırada güzel bir makine almak var.
Salı günleri, son dört yıl olduğu gibi Vedat Hoca'mızda koro çalışmamız var. Çok güzel eserleri öğreniyoruz. Çok rahatlatıyor şarkı söylemek. Arada insanlarla sohbet de çabası...
Perşembe seramik kursumuz devam ediyor. Bu sene seramik kursumuzda yaptıklarımı eklememişim bloguma. Yeni farkettim. Aslında tam gaz devam ediyoruz yine. Yine bol bol gülüyoruz, içimizi döküyoruz ve arada boş vakit kalırsa seramik yapıyoruz:) Bu hafta sonunda Pinocuğumda katıldı aramıza. Yine 6 kişi olduk bir de hocamız Tuğçe, 7 kişi. Yine kalabalık olduk. Ne güzel....
İki düğün geçti hayatımdan bu iki haftada... Sonuncusu kuzenimim düğünüydü. Konya'ya ailemin yanına gittim. Çok kısa ve çok çabuk geçti iki gün. Ama iyi geldi onlarla beraber olmak. Yenilendim sanki. Dün, pazar günü biraz erken Ankara'ya gelince uzun bir yürüyüşe çıktım. İşimi, hobilerimi, yapmak istediklerimi kafamda yeniden planladım. Öyle çok şey var ki yapmak istediğim.
Bakalım nasıl olacak, bakalım yeni yıl neler getirecek hayatıma:))
Çok huzurluyum bugün. Herkese iyi haftalar...
Badem, Badem Ağacı
Resim
22 Kasım 2010 Pazartesi
Holaa dostlarım...
Ama önce kendime gelmem lazım:)
12 Kasım 2010 Cuma
Gidiyorumm...
Uzun zamandır hayal ediyordum. Taaa üniversitede Gaudi'nin şaheserlerini gördüğümden beri.. Bu sefer bayram tatili de dokuz gün olunca karar verdim gitmeye.
Turumu ayarladım. Vizemi aldım. Giysilerimi hazırladım. Fotograf makinemin pillerini sarj ettim. Şu gezi kitaplarının cep boyunda olanlarından satın aldım. İnternetten "mutlaka gidin, gezin" önerilerini not ettim.
Hazırım...
Bayram da Barselona'ya gidiyorum.
Umarım hava güneşli olur ve gezim güzel geçer...
Şimdiden herkese MUTLU BAYRAMLAAAR...
Yeni Türkü, Başka Türlü Birşey
Resim: Buradan
11 Kasım 2010 Perşembe
2 haftada 3 kiloo...
Her ne kadar kilolarımı çok dert etmesem de artık sağlığımı tehdit etmeye başladı. Bende iki hafta önce diyetisyene başladım....
Veeee bugün itibariyle iki haftada 3 kilo vermiş bulunuyorum. Asıl önemli olan kaslardan değil yağlardan kilo vermiş olmam. Tabii yolum çook uzun. Yaşıma ve boyuma uygun olan kiloya ulaşmam için daha çok vermem gerek. Ama bu güzel bir başlangıç. Daha şimdiden içine giremediğim bir pantolonumun düğmeleri rahat kapanmaya başladı:)) Kotlarım bolalıyor..
Merak edenlere anlatayım. Aslında yaptıklarım basit ve hepimizin bildiği şeyler:
* Günde altı öğün ve düzenli yemek yiyorum. Ara öğünler çok önemli asla kaçırılmamalı.
* Her öğünden önce birer bardak su içiyorum ki bu günde 3 litreye yakın ediyor.
* Her öğün bir dilim ekmek yada galeta mutlaka yiyorum.
* Öğlen ızgara, haşlama et ve bol salata, akşam sebze yemeği ve bol salata...
* Vee tabii olmazsa olmaz spoor. Haftada en az 4 gün yürüyüş yapmak gerekiyor.
İşte bu kadar...
Şimdi hayalim, istediğim kiloya ulaşında eskiden giydiğim pantolonun tek bacağına girip "İşte böyleydim, Böyle oldum!" diye fotograf çektirmek:))
Resim: Buradan
10 Kasım 2010 Çarşamba
Sular kesikti spor yapamadım hocam:)
Her akşam eve gelince ilk baktığım şey çeşmeden suyun akıp akmadığı. Meğer ne kadar büyük bir nimetmiş bu...
Bir haftadır su sıkıntısı çekiyoruz. İki sene önce barajlar boş olduğu için suyun iki günde bir verildiği günlerde bile bu kadar çok kesilmemişti suyumuz. Sebebi Bilkent'in su borularının eskimiş olması.
İşin ilginç tarafı borularını değiştirmeye cumartesi başladılar. Tam herkesin evde olduğu günlerde... Yani haftasonu sular kesikti.. Depodaki suyun iki gün apartmana yetebilmesi için ara ara su aktı. O arada ne yapılabilir ki... Yemek yapılacak, banyoya girilecek, çamaşır yıkanacak, bulaşık makinesi çalıştırılacak... Bir seferinde marul yıkarken sular kesiliverdi. Yarısı yıkanmış yarısı çamurlu marullarla başbaşa kaldım.
Banyo yapabilmek başlı başına büyük bir olay. Yalnız soğuk su aktığından ve o da sıkıtlı olduğundan her damlayı dikkatlı kullanmak zorundayım malum. Kettle, su ılıştırmak için çamaşır leğeni , maşrafa yerine cezve yani tam takım giriyorum banyoya. İlkel şartlara geri döndüm evde... Her lavabonun başında bir şişe yada sürahi su bekliyor.
Hergün bir saat spor yapmam lazım diyetime yardımcı olarak ama mümkün değil. İki haftadır sabahları yaptığım yürüyüşün ardından, on dakikada duş alıp çıkmak şu anda büyük bir lüks ve hayal olduğundan yeni başladığım sporuma ara vermek zorunda kaldım. Perşembe günü diyetisyenimle randevum var. Kadına sular kesikti spor yapamadım desem ne der acaba?
Dört gözle borularımızın tamirini ve sularımızın yeniden akmasını bekliyorum. Böylece bende günlük hayatımın sabahları sıcak suyla duş almak, musluktan akan su ile meyve sebze yıkamak gibi küçük zevklerine geri döneceğim.
Resim : Deviantart
21 Ekim 2010 Perşembe
Sonbahar'da İstanbul...
İşte geldim. Yine uzun zaman geçmiş yazmayalı. İstanbul'dan döneli iki hafta oldu ama dolu dolu ve o kadar çabuk geçti ki anlatmadan duramayacağım.
Ne çok özlemişim hem İstanbul'u hem Aygen'i...
Neler yaptık neler.. Önce çok sevimli bir Ege Restoranında, ege ezgileri eşliğinde bol peynir ve reçelli bir kahvaltı yaptık. Turkuazoo'da ki dev akvaryumda köpekbalıklarıyla 2 tur attık. Bilkent'ten arkadaşımız Kadriye'de bize katıldı. Üç eski arkadaş felekten bir gün çaldık. İstanbul'a gidip İkea'ya uğramadan durulur mu? Kalabalığa rağmen boş masa bulup başladık muhabbete. Kirli çıkılardaki bütün olaylar, er kişiler hatun kişiler döküldü ortaya...
Oradan doğru Taksim'e. Önce Ara Güler'in kafesinde süper keyifli bir akşam yemeği, ardından yağmur altında yürüyüş ve Zencefil'in huzurlu ve sakin ortamında içilen son çaylar...
Ertesi gün Rumeli Hisarı'nda ki kahvaltıda o kadar çok yeyince Bebek sahilinde uzun bir yürüyüşle ancak kendimize geldik. Şarkılar söyleye söyleye yaylana yaylana yürüdüğümüz yollardan gösteriye 45 dakika kaldığını farkedince yıldırım hızıyla geri döndük. TİM'de ben koltuğuma oturduktan 5 dakika sonra gösteri başladı. Gerçekten çok başarılıydı. Kesinlikle Ankara'dan İstanbul'a gidişime değdi. Danslar, showlar müzikler muhteşemdi. Üç saat çok çabuk geçti.
Gösteri sonrası birazda Cevahir'de vakit geçirdik. Hava serindi ama yinede terasta eski ve yeni arkadaşlarla kahve keyfi çok güzeldi. Sonrasında Ankara'ya yolculuk... Ve Bitti.
İstanbul bu seferde yağmuru benden esirgemedi. Ama neyseki akşamları yağdı. İyi ki gitmişim. Her dakikası çok güzeldi. Bir daha ki seferi iple çekiyorum:))
14 Eylül 2010 Salı
O artık bir melek...
Daha küçücük... Ama pek çok insandan daha çok acı çekmiş.
Zaman zaman annesinin blogundan takip ediyordum minik Nehir'i. Hep iyileşeceğini düşünmek istiyordum. Belki de onun yaşında bir çocuğa yakıştıramadığımdan bu ağır ve hain hastalığı...
Çok üzüldüm....
Allah rahmet eylesin. Allah anne babasına ve sevdiklerine sabır versin. Başka söylenecek söz yok artık...
13 Eylül 2010 Pazartesi
Ailecek bayram tatili...
Tatilimizin ilk iki günü aynı zamanda ramazanın son iki günü olduğundan günlerimiz oldukça haraketli geçti. İzmir'in sıcağında oruç tutmak hiç kolay değildi. Neyse ki yeğenlerimle beraber biraz deniz, biraz gölgede şezlong keyfi yapınca çabuk akşam oldu.
Bu sene yeğenlerinden üçü, altın kızlarım, Elif, Merve ve Şeyma ilk defa oruç tuttular. Onlara bayramdan sonra büyük hediyeler var. Bizim ailenin adeti, çocukların ilk tuttukları oruçlar aile büyükleri tarafından satın alınırlar. Amaç onları oruça özendirmek tabii. Ben ilk orucumu büyükbabama satmıştım. Şimdi ki hediyelere bakınca oldukça ucuza satmışım diye düşünüyorum:)
Arife iftar sofrasına kabak kızartması yapılırda bayram sabahı ekmek balığı yenmez mi... Çook severim çook.
Mevsimler yazdan sonbahara dönünce sahillerde boşaldı. Bayram tatili bile temmuzdaki kalabalığı yakalayamadı. Bizim için daha iyi oldu. Rahat rahat denizin keyfini çıkardık. Çocuklarla bolca eğlendik. Bende uzun zaman önce aldığım "Uçurtma Avcısı" nı okuyabildim nihayet. Çok hüzünlü ama müthiş akıcı ve sürükleyici bir kitaptı.
Bu çiçekler Seferhisar bölgesine has Kum zambakları. Her yaz sonu bembeyaz açarlardı. Uzun yıllardır düzensiz yapılaşma ve aşırı ilaçlama yüzünden göremiyordum onları. Halbuki çocukluğumda her köşe başında çıkarlardı karşıma. En olmayacak yerlerde kumun içinden bitiverirlerdi. Deste deste koparır evde vazolara kokardık. Muhteşem kokarlardı.
Şimdi nesli tükenme noktasına gelince Seferihisar belediyesi tarafından korumaya alınmışlar. Ağırlıklı olarak görüldükleri bölgeler telden çitlerle ayrılmış ki koparılmasın yada ezilmesinler. Aklımız son anlarda başımıza geliyor ama buna da şükür.
Güzel bir bayramdı. Çok huzurlu ve keyifli oldu. Seneye nasıl kandırsam babamları diye düşünmeye başladım şimdiden :D
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















