sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Ocak 2011 Pazar
Trakyalı Shrek...
Tek kelimeyle süper bir filmdi.
En son ilk filmde bu kadar gülmüştüm. Ama serinin ikinci filmi çok daha iyiydi. Ata Demirer belaltı espriler olmadan da film yapılabileceğini anlamış sonunda. İlk filmde babasını arayan saf ve temiz anadolu delikanlısı (H)üseyin, bu filmde Müjgan'a açılıp evlenmeye çalışıyor.
Kesinlikle şok güzel bir filmdi. Tavsiye ederim...
22 Mart 2010 Pazartesi
Eyvah eyvah...
Dün Ata Demirer ve Demet Akbağ'ın oynadığı "Eyvah Eyvah" filmine gittik. Uzun zamandır bu kadar katıla katıla güldüğümü hatırlamıyorum. Ata Demirer'in diğer filmlerinden pek hoşlanmadığım için bu filme gitmeyi pek düşünmüyordum. Ama Leyla ve Serhat benden önce gitmişlerdi ve çok methettiler. Haklı çıktılar. Gerçekten son yıllarda izlediğim en komik Türk filmiydi. Öncelikle kadro çok iyiydi. Salih Kalyon, Özge Borak, Bican Günalan, Şehsuvar Aktaş, Bülent Şakrak en çok gözönünde olanlardı. Ata Demirer'in oynadığı Çanakkaleli, saf, temiz ve dürüst karakter bence çok başarılıydı. Demek Akbağ'ın Firuzan karakteri tam anlamıyla muhteşemdi.
Kısaca konusunu da anlatayım. Hüseyin Çanakkale Geğikli'de ninesi ve dedesi ile yaşayan bir gençtir. Bir gün babası ve annesi ile ilgili anlatılanların doğru olmadığını öğrenir ve klarnetiyle birlikte İstanbul'un yolunu tutar. Orada tesadüfen tanıştığı gece klüplerinin vazgeçilmez şarkıcısı Firuzan'la babasını aramaya başlarlar. Filmin özellikle ikinci yarısı İstanbul maceraları gerçekten çok komik. Tavsiye ederim. Mutlaka izleyin.
Kısaca konusunu da anlatayım. Hüseyin Çanakkale Geğikli'de ninesi ve dedesi ile yaşayan bir gençtir. Bir gün babası ve annesi ile ilgili anlatılanların doğru olmadığını öğrenir ve klarnetiyle birlikte İstanbul'un yolunu tutar. Orada tesadüfen tanıştığı gece klüplerinin vazgeçilmez şarkıcısı Firuzan'la babasını aramaya başlarlar. Filmin özellikle ikinci yarısı İstanbul maceraları gerçekten çok komik. Tavsiye ederim. Mutlaka izleyin.
26 Aralık 2009 Cumartesi
Jacksully & Neytiri yani Avatar...

Aygen'le sinemalardan konuşuyoruz:
-Avatar'a gittin mi?
-Avatar mı! Yok canım. (Daha neler. Hafifden gülüyorum) Gençlik filmi o.14-15 yaş grubu gençlere hitap ediyor herhalde.
Aklıma televizyonda gördüğüm kel kafalı, alnının ortasında eşşek kadar bir ok işareti bulunan koca gözlü çocuğun olduğu çizgi film geliyor. Avatar "Last air bender" Son hava bükücü... Ne komik. Çizgi filmleri çok seven biri olarak bu Avatar'a kanım hiç ısınmadı zaten. Bu filme de gitmem herhalde diyorum.
Birkaç gün sonra Leyla ile konuşurken "-Sena abla Avatar'a gidelim" diyor. "Yönetmeni 14 yılda çekmiş bu filmi. Ayrıca "-Seyredilsin yada seyredilmesin hiç önemli değil. Ben şimdiye kadar yapmak istediğim herşeyi bu filmde yaptım. Şimdiye kadar kazandığım her kuruşu bu filme yatırdım" demiş.
Hımm şimdi ilgimi çekmeye başladı işte...
Biraz internet araştırması yapıyorum. Filmin afişinde sevimsiz mavi yaratıklar var. Ama 3 boyutluymuş. Ayrıca dünya tarihinin hem en yüksek bütçeli hemde en iyi filmi olarak gösteriliyormuş. Eh adam o kadar uğraşmış. Bizde bi seyredelim bakalım diyorum.
Dün akşam Leyla ve Serhat "-Biz Avatar'a gideceğiz, sende gel" dediler. Kabul ettim. İlk kez 3 boyutlu film izleyeceğim. Yıllar önce Armada'da bir kez 5 boyutlu film izlemiştim. Bizi büyük koltuklara oturtup kemerlerimiz bağlayınca film başlayınca koltuklar uçacak herhalde diye düşünmüştüm. Ama hiç beklediğim gibi olmadı. 20'şer dakikalık bir çizgi film bir de belgesel nitelikli su altı dünyası filmini verip "Aha size 5 boyutlu film" diye kandırdılar. Arada bir iki kere koltuklar sallandı. Bir iki defada yüzümüze su püskürttüler o kadar. İki su damlası ve sarsılan koltuk için normal sinemanın iki katı para verip çıkmıştık. O günden beri iki boyutun üzerine çıkmak kısmet olmadı hiç. Dün akşama kadar...
Gözlüklerimizi takıp başladık izlemeye. Film üç saat sürdü. Tüm salon ağzımız bir karış açık izledik. Film gerçekten çok iyiydi. En son Yüzüklerin Efendisi serisinde bu kadar heyecanlanmıştım. Muhteşem bir dünya, bir ırk, bir dil yaratmış James Cameron. Açgözlü insan ırkının dünyadaki doğal yaşamı bitirdikten sonra enerji sağlamak için işgal ettiği Pandora gezegeninin yerlileri Navi'ler ile girdiği savaş anlatılıyor. Kahramanımız Jake Sully "Avatar" adlı programla genetik mühendislerinin geliştirdiği yari insan yarı navi yaratıkla eşleşerek navi toplumunun içine sızıyor. Liderlerinin kızına aşık olup, onların yaşam şeklini daha iyi anlamaya başlayınca saf değiştiriyor. Dijital efektler 3 boyuta taşınınca seyirciler ister istemez filmin içine çekiliyor. Sonuç; muhteşem bir film...
Kesinlikle tekrar tekrar izlenebilecek bir film. Benim gibi çocuk filmi diye düşünmeyin ve en kısa sürede tekrar gidin. Ben yeğenlerimi de alıp ikinci kez izlemeyi düşünüyorum. Hatta belki 3 de olur:))
29 Haziran 2009 Pazartesi
Ya Hitler ressam olsaydı...
Dün akşam bir dvd izledim. "Genç Hitler-Max" John Cusack'ın oynadığı 2002 yapımı biraz yavaş ama konu itibariyle düşündürücü bir filmdi. Adolf Hitlerin resim ve siyaset arasında gidip gelen hayatını anlatıyordu. Film Hitler'in "insan" özelliklerini anlattığından yahudiler tarafından eleştirilmiş. Birinci Dünya savaşından sonra Büyük Buhran yıllarında geçiyor hikaye. Adolf Hitler savaştan yeni dönmüş bir onbaşı. Ailesi parası ve kalacak bir yeri olmadığından ordunun onlara tahsis ettiği kalabalık yatakhanelerde kalıyor. O dönemde Max Rothman adında yahudi bir resim galerisi sahibiyle tanışıyor. Resimlerini satmak, sattırmak için çalışırken, diğer taraftan sosyalist hareketin yandaşları onun hitabet kabiliyetini farkediyor ve onu propaganda yapması için teşvik ediyorlar. Max Rothman ve Hitler arasında yaşanan gidişli gelişli ilişki, sonunda Max Rothman'ın ölümü ve Hitlerin Sosyalist harekete katılmasıyla son buluyor.
İnsan, acaba Hitler'in resimleri satılsaydı, sosyalistlerin ilk başta vaadettiği paraya ihtiyaç duymasaydı, bu kadar insan öldürülür müydü? diye düşünmeden edemiyor. Ben sanat konusunda uzman değilim ama hem doğa hem mimari resimler hiç te fena değil. Ayrıca Hitlerin tasarımcı özelliği de var. Volkswagen'in dünyada en çok satan modeli beetle Hitler tarafından Ferdinand Porsche'ye tasarlattırılmış. Ancak bugün bildiğimiz kaplumbağa tasarımı Hitlerin kendisine aittir. Sonuç olarak Beetle şuana kadar dünyada en çok satılan otomobil ünvanını elinde tutuyor. Belki başta herşey farklı gelişseydi Adolf Hitler'i binlerce insanı öldürten bir diktatör değil, Picasso, Le Courbusier yada Stark gibi ressam, mimar ve tasarımcı olarak tanıyacaktık.
İnsan, acaba Hitler'in resimleri satılsaydı, sosyalistlerin ilk başta vaadettiği paraya ihtiyaç duymasaydı, bu kadar insan öldürülür müydü? diye düşünmeden edemiyor. Ben sanat konusunda uzman değilim ama hem doğa hem mimari resimler hiç te fena değil. Ayrıca Hitlerin tasarımcı özelliği de var. Volkswagen'in dünyada en çok satan modeli beetle Hitler tarafından Ferdinand Porsche'ye tasarlattırılmış. Ancak bugün bildiğimiz kaplumbağa tasarımı Hitlerin kendisine aittir. Sonuç olarak Beetle şuana kadar dünyada en çok satılan otomobil ünvanını elinde tutuyor. Belki başta herşey farklı gelişseydi Adolf Hitler'i binlerce insanı öldürten bir diktatör değil, Picasso, Le Courbusier yada Stark gibi ressam, mimar ve tasarımcı olarak tanıyacaktık.
22 Haziran 2009 Pazartesi
Teklif ve Sandra Bullock


Dün akşam 2 ay sonra ilk defa simenaya gittik. Uzun zamandır sinemaya hasret kaldığımdan mıdır bilmem ama ben filmi çok beğendim. Özellikle Sandra Bullock'u izlemeyi çok özlemişim. İnsanı sıkmayan, doğal ve içten bir oyunculuğu var. İzlemeye başladığınızda hemen onun oynadığı karaktere ısınıyorsunuz. Sen Uyurken, Güzel Dedektif, Hız Tuzağı, Aşka iki Hafta, Göl evi hepside sıkılmadan izlediğim Sandra Bullock filmleridir. Ona yakıştıramadığım tek film (izlediklerimin arasında) Sıradışı'dır. Belki de bu tarz gerilim filmlerini pek sevmediğimdendir. Teklif de sınırdışı edilme tehlikesi olan kitap editörü Margaret zorla ve tehditle asistanına evlenme teklif eder. Bu haberi vermek için asistanının-nişanlısının ailesinin yanına yani Alaska'ya gidince işler karışır. Orada çift birbirine aşık olur ve MUTLU SON. Klasik bir aşk hikayesi. Herhangi bir amacı yada mesajı olmayan yalnız biraz gülmek ve eğlenmek için gidilebilecek komik bir film. Muhteşem Alaska manzaraları da eklenince oldukça iyi bir film olmuş.
6 Mart 2009 Cuma
Slumdog Millionaire...


Dün akşam Slumdog Millionare (Türkçesi Milyoner Varoş Köpeği) filmine gittim. Uzun zamandır izlediğim en iyi filmdi. Bence aldığı oscarları ve diğer ödülleri kesinlikle hakediyor. 2,5 saat sürmesine rağmen hiç sıkılmadım. Konusu hem fazla çalışılmamış orjinal bir konuydu hemde günceldi. Eften püften senaryolarla çekilen Amerikan filmlerinden sonra oldukça ektikeyici sahneleri vardı. Özellikle de ufaklıklara bayıldım. Bence büyüklerden daha başarılıydılar...
Yalnız tam film bitti derken, son kısımda klasik Hint filmlerindeki garip ve komik figürleriyle tüm film ekibi dans etmeye başladı. Bence o bölüm olmamalıydı. Filmin sonundaki aşıkların birleştiği duygusal sahne uçtu gitti Zaten sinema salonundan da -"Hayda bu ne şimdi" gibi sesler yükselmeye başladı. Demekki tek böyle düşünen ben değilmişim:))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

