9 Haziran 2009 Salı

Sepet sepet poşet



Plastik poşetlerden sepet olur mu?
Bir dergide poşetlerden çanta örneği görmüştüm. Bende denemek istedim. Plastik poşetleri 3-4 cmlik şeritler halinde kesesek kalın bir şiş kullanarak örmeye başladım. Poşet örme tekniği varmıdır bilme ama ben biraz zorlandığımı itiraf edeyim. Birkaç sıra ördükten sonra 2-3 gün dinlenmem gerekti. Dolayısıyla sepetiminin tamamlanması birkaç hafta sürdü. Aslında belki çoktan bırakırdım ama başladığım işi yarım bırakmaktan hoşlanmam. Farklı renkleri arka arkaya kullanarak rengarek bir sepet ördüm. Tamamlandığında tahminimden daha güzel göründü gözüme. Şimdilik salonumda duruyor. Bakalım ileride hangi görevleri üstlenecek.

8 Haziran 2009 Pazartesi

Üçlü Ayna



Yine kabuklar ama bu sefer ayna yapmak için kullanıldı. Evde bu kadar çok deniz kabuğu olduğunu ben bile unutmuşum. Geçenlerde Ulus'dan üç tane ham mdfden yapılmış güneş şeklinde ayna çerçevesi almıştım. Pazar günü evde sıkılınca ne yapabilirim diye dolabımı karıştırdım. Biraz lacivert boya buldum. Kabuklar ve geçen yaz İzmir'den gelirken özenle yıkayıp bir kavanoza doldurduğum deniz kumu elime geçti. Çerçeveleri çıkarttım. Önce iki kat boyadım. Daha sonra üzerine deniz kabuklarını farklı şekillerde yerleştirdim. aralara tutkalla kum ekledim. Biraz renk katmak istedim. Ama evde transparan boya kalmamıştı. Bende kabukları simli transparan ojeler kullanarak boyadım. Böylece verniklemekten de kurtuldum. Aynalarıda kestirince çerçeveler tamamlandı. Hatta birinin içine aynanın üzerine renkli kartonla bir ikinci çerçeve daha yaptım. Aynalarım tamamlandı.

Mutfak Saati



Mutfak saati yapmak isteyenlere biraz uğraştırıcı ama şık bir saat modeli.
Malzemeler;
Boşalan fax kağıdı ruloları,
Yuvarlak aynalı pleksi parçaları (yada yuvarlak ve düzgün herhangi bir malzeme)
Bir 20 cm çapında karton kutu parçası
Renkli oluklu karton
Silikon tabancası
Bir adet saat göbeği
Yapılışı: Boşalan fax kağıdı ruloları asla atılmaz ve biriktirilir. En az dört adet olunca önce iki parçaya bölünür. Daha sonra kalan parçalar yatay olarak maket bıçağı yardımıyla düzgünce tekrar ikiye bölünür. Herbir parçanın bombeli yüzeyine oluklu karton yapıştırılır ve yuvarlak pleksilerin tutturulacağı kısımlar biraz kertilir. Diğer taraftan herhangi bir renkli kutudan (Pastanelerin çikulata kutuları bu iş için çok uygundur. Hem göz alıcı renkleri vardır, hemde yeterince kalındır.) yuvarlak bir parça kesilir, ortasında saatin mekanizkası için boşluk açılır. Tüm parçalar kesilip hazırlandıktan sonra yapıştırma işlemine başlanabilir. Önce dörde bölünen fax rulolarına yuvarlak pleksiler önceden kertilen kısımlardan silikonla yapıştırılır. Daha sonra saat mekanizması yuvarlak kesilen karton kutunun ortasına yapıştırılır. Rulo parçaları yuvarlak parçanın arkasından saat mekanizmasının etrafına uygun açılarla yerleştirilir. Pil takılarak saat tamamlanmış olur.


Not: Aynalı pleksi parçalarının tedarik edilmesi zor olabilir farkındayım. Bu malzemeler bize bir firmanın ürün tanıtımı için gönderilmiş olduğu numunelerdi. İsteyenler yuvarlak kartonlara farklı renklerde oluklu karton yapıştırarak ta yapabilir.

Saat mi bilezik mi



Beyaz kayışlı saatimi çok seviyordum. Ama maalesef kayışı eskidi. Gidip yenisini almam lazım ama bir türlü fırsat bulamadım. Bende hem saat hem bilezik gibi kullanılacak bir yol buldum. Kayışla aynı uzunlukta 4er adet zincir kestim. zincirlerin her halkasına birer ikişer boncuk taktım. Kiminde sıradan cam boncuklar kiminde kristal boncuklar, kalpli boncuklar kullandım. Çok zarif ve şık bileklikli bir saatim oldu. Deneyebilirsiniz...

Taş boncuklu çerçeveler...





Malzemeler: 1 adet hediye gelmiş alüminyum çerçeve, bir paket cam görünümlü boncuk, sikikon tabancası ve eski resimler...

Evde uzun zamandır duran ve çirkin olduğu için kullanılmayan alüminyum çerçeveler artık çocukluk resimlerim için şık çerçevelere dönüştü. Tabii ki dışarıdan birşey almadan yalnızca evdeki malzemelerle. Ayrıca farkettim ki bu taş görünümlü cam boncuklar çok şık dekorasyon malzemesi olarak kullanılabilir. Yakın zamanda onlarla bir lamba yapmayı planlıyorum. Bitince buradan yayınlarım...

Kolyeden çerçeveye dönüşen deniz kabukları



Eh artık evdeyim ya. Kendim kalkıp oturabiliyorum da. Sıkılmaya başlayınca uzun zamandır yapmayı planlayıp zamansızlıktan yada üşengeçlikten yapmadığım şeylerle uğraşmaya başladım. Önceden aldığım sade düz çerçeveleri biraz hareketlendirmek için 10 yıl önce babamın yurtdışından aldığı denizkabuklarından yapılmış kolyeyi kullandım. Kolye kullanılamayacak kadar çok kabuktan yapılmıştı. Benimde evde daha önce deniz kenarından toplanmış kabuklarım vardı. Hepsini olmasa da çoğunu kullandım. Ortaya böyle çerçeveler ortaya çıktı. İçine kardeşimin ve yiğenimin fotograflarını da yerleştirince çerçevelerim tamam oldu.

Ameliyat Günlüğü


İki hafta nasıl geçmiş. İnsan günlerin nasıl geçtiğini anlayamıyor. İki hafta önce bugün bu saatlerde yani 20.00 civarı ben hastanede uyuyordum. Şimdi evimde oturmuş (oturabilmiş) kitap okuyorum. Çok şükür ki ameliyatım iyi geçti. Her ne kadar kist düşündüklerinden daha büyük olsada hepsi bitti. Bundan sonra sol tarafımda da oluşmasını önlemek için sıkı kontrollere gitmem gerekecek. Ama razıyım. Hatta ben her ay en az bir kez kontrole gitmeyi düşünüyorum. Ama ameliyat düşündüğümden zormuş gerçekten. Biraz anlatayım ameliyatımı ve sonrasını:
Ameliyattan önce duygularımı çok iyi kontrol edebildiğim için kendimle gurur duyuyorum. Daha önce de anlattığım gibi üzerimde garip bir rahatlık vardı. Kan aldırmaktan korkan ben ameliyattan önce hiç heyecanlı değildim; iki hafta önce pazartesi sabahına kadar...
O sabah saat 6.30 da annem, babam, kardeşim ve kardeşimin eşi ile birlikte yola çıktık. Sabahın o saatinde yollar bomboştu. Belki bir saat sonra iğne atsan yere düşmez caddelerden sokaklardan hızla geçtik. Ankara Üniversitesi Cebeci Hastanesi'nin o saatte boş olan otoparkına rahatça park ettik. Hastane binası sanki kocaman bir çilekli pasta gibi pembeye boyanmıştı. Aslında yavaş yavaş hızlanan kalp atışlarımı kontrol altına almak için başka şeylere odaklanmaya çalışıyordum. Saat 7.15 de hastanede bir gün yatacağım odamda yatağımın başucunda oturuyordum. Biraz sonra bir hasta bakıcı gelip ameliyatta giyeceğim sol tarafından iplerle bağlanan garip kolu uzun yeşil elbiseyi verdi. Ama yeşil olması bana doğrudan hastalığı çağrıştırıyordu. Onu giyer giymez beni bir tekerekli sandalyeye oturttular. Aileme el sallayıp ameliyathaneye doğru ilerlerken kucağıma birkaç ilaç ve serum için kullanılan iğnelere benzeyen kutu verdiler. İşte o zaman kalbim daha hızlı atmaya başladı. O kadar ki kalp atışlarımı kulaklarımda hissedebiliyordum. AMELİYATHANE yazılı kapılara yaklaşırken kendime "biraz sonra seni bayıltacaklar ve hiç bir şey hatırlamayacaksın" diye telkinde bulunuyordum. Hasta bakıcı beni bir sedyenin üzerine yatırdı. Üzerime bir battaniye örtüp beni girişte bıraktı. Yattığım yerde gelip geçen hemşirelerin seslerini duyuyordum. İlk ameliyat benimkiydi. Anestezistler, hemşireler doktorum ve asistanları birer birer gelmeye başladılar. Sonra serum takıldı. Son hatırladığım şey ameliyathanenin içine alındığım ve tepede yanan büyük beyaz ışıklardı. Birinin kollarımı bağladığını hayal meyal hatırlıyorum. Ve boşluk. Sonrasında herşey kısa film kareleri gibiydi.
"Nefes alamıyorummm" Biri "kolunu kaldır" dedi ve bir gecelik giydirdi. Ve boşluk...
"Nefes alamıyoruuuum" diye bağırmaya çalıştım. Biri burnuma oksijen tüpü yerleştirdi. Sonra boşluk...
"Canım acıyooo!!! Ağrı kesici yok mu??" Yine boşluk...
Beni getiren hasta bakıcı göründü. "Odama gitmek istiyorum. Noolur" diye yalvardım. Tamam hemen götürüyorum dedi. Yine boşluk...
"Asansördeyim galiba. Oh sonunda odama gidiyorum" Boşluk...
"İşte annem babam, aaa teyzem de gelmiş. Ne güzel. Ah yavaş olun, karnım acıyoo." Hasta bakıcı beni yatağıma yatırdı. Büyük boşluk...
Annem, babam, kardeşim yatağımın kenarındalar. Annem elimi tutuyor."Noolur biraz su. Dudaklarım kurudu" diyorum. Leyla pamukla ıslatıyor. Pamuğu emiyorum. Tekrar boşluk...
Derken film kareleri arasında boşluklar gittikçe azalıyor. Ağrım var, gözlerim kapalı ama çevremde olan biteni daha rahat duyabiliyorum. Doktorum geliyor. Bir kısa muayene, sonra gidiyor. Hemşireler gelip gidiyor. Biraz daha açılınca öğreniyorum ki kist beklediklerinden büyük çıkmş. Yaklaşık 25 cm. çapındaymış. Bir tarafı sağ yumurtalığa yapışmış diğer tarafı apandisite. Kistle birlikte onları da almışlar. Ayrıca ameliyat sırasında alınan parça acil olarak İbn-i Sina Hastanesine tahlile gönderilmiş. Tahlilde kanser riskine ratlanmamış ve sonuç acil olarak tekrar doktoruma bildirilmiş. Eğer kötü huylu çıksaymış belki tüm üreme organlarının alınma ihtimali varmış. Alınan her parça Pataloji için kavanozlara konulmuş ve aileme verilmiş. Bir ara babamın onları bana gösterdiğini hatırlıyorum. Sonra onları da tahlile götürmüşler. Sonrası malum. Biraz acılı bir süreç. Yarı uyur yarı uyanık dakikalar... Gelip gidip tansiyon ölçen, kan alan, iğne yapan hemşireler. Zor bir gece ve sonra sabah ilk yürüyüş.
Hastanede yalnız bir gece kaldım. Ertesi gün akşama doğru evdeydim. İlk hafta biraz yatarak biraz oturarak geçti günler. Zamanla birinin yardımı olmadan kalkmaya başladım. Yalnız kendi başıma çorap giyebilmem için 1,5 hafta geçmesi gerekti. Şimdi tamamen iyileşmemekle beraber biraz daha iyiyim. Bir hafta daha evdeyim.

Hastanede beni en çok sevindiren şey ailemin dostlarımın arkadaşlarımın ilgisiydi. Telefonlarımız hiç susmadı diyebilirim. Tüm gün onlarca kişi aradı. İlerleyen günlerde de devam etti. Yukarıdaki çiçekleri ardadaşım Aygen İstanbul'dan gönderdi. Kimi telefonla e-maille, mesajla destek verdi. Daha iyi anladım ki insan böyle durumlarda sevdiklerinin ilgisinden çok hoşnut oluyor. Kötü gün dostu olmak böyle birşey herhalde...
Bu arada işimi biraz özledim ama tamamen iyileşmeden de işe başlamama izin yok henüz...